25/10/2014

Demokratik Özerklik Ve Yerel Yönetimler

Genelde özerklik sorunu, özelde ise Demokratik özerklik kavramı Kürt sorunu ve KCK ile bağlantılı olarak bir zamandan beri tartışılmaktadır. Anlaşılan yeni anayasanın en zor konusunu ve zayıf karnını bu sorun teşkil ediyo

 

 

KCK Hukuk Komitesi

Genelde özerklik sorunu, özelde ise Demokratik özerklik kavramı Kürt sorunu ve KCK ile bağlantılı olarak bir zamandan beri tartışılmaktadır. Anlaşılan yeni anayasanın en zor konusunu ve zayıf karnını bu sorun teşkil ediyor.
Özerkliğin kavram olarak genel tanımı, kapsamı ve anlamı bilinmektedir. “Bir topluluğun, kuruluşun veya kesimin anayasa veya yasalarla belirlenen haklar dahilinde kendini yönetme inisiyatifi olarak tarif edilmektedir” diğer biçimiyle yerel otonom idare veya yönetim sistemi olarak tanımlanmaktadır.
Demokratik özerklik ise; “esas olarak birey ve toplulukların kendilerini öz iradeleriyle yönetmeleri anlamına gelir ki, buna demokratik yönetim veya otorite demek de mümkündür” Ayrıca Demokratik Özerkliği geniş ve dar anlamlarda da tanımlamak mümkündür. Dar anlamdaki tanımı siyasi boyutunu, yani yönetim biçimini ve devletle olan ilişki düzeyini ifade eder. Geniş anlamdaki tanımı ise, demokratik ulusu ve onun daha geniş yelpazeye ayrılmış olan kültürel, ekonomik, sosyal, hukuki, diplomatik ve öz savunma gibi boyutlarının toplumsal örgütsel sistemini ifade etmektedir.  
Özerkliğin genel bir tanımı olmakla birlikte uygulama biçimleri ülkeden ülkeye değişik olabilir. Tarihsel, toplumsal, kültürel, hatta coğrafi durum ve koşullara göre özerkliğin kapsamı dar, geniş, dikey, yatay farklılıklar gösterebilir. Yine kültürel, ekonomik, siyasal, coğrafi statü biçimlerinde gündeme gelebilir. Federalizm, konfederalizm gibi Özerklik de bir siyasi ve hukuksal statüdür. Özerkliğin statüsünü, bu statünün kapsam ve niteliğini ortaya çıkan toplumsal sorunlardan kaynaklanan çelişkiler belirler. Nasıl ki federalizm ve konfederalizm belli tarihsel ve toplumsal koşullarda bir çözüm ihtiyacı olarak ortaya çıkıyorsa, özerklik de benzer toplumsal koşulların zorladığı bir çözüm ihtiyacı olarak ortaya çıkmaktadır. O halde bu ihtiyacı belirleyen toplumsal zorunluluklar nelerdir ona bakmak gerekir.
Bir ülkede toplumun tümü yekpare ve tek parça değildir. Toplumun tüm insanları aynı renk, biçim ve özelliklerde olamaz ve yaşayamazlar. Bu monolitik toplum biçimini isteyen ve özleyen faşizm mantığıdır. Toplum değişik insan gurup ve kesimlerinden oluşmaktadır. Farklı dil, kültür ve sosyal özellikleri vardır. Her topluluk genel demokratik değerler içinde kendi zihinsel, toplumsal, kültürel, ekonomik, sosyal özelliklerine, özlem ve amaçlarına göre yaşamak ister. Demokratik ve özgürlükçü sistemin kendisi de toplumun kendini böyle özgürce ve zengince yaşaması anlamına gelmektedir. Demokratik olmayan toplumsal sistemler toplumu yekpare kabul edip tek tip insan yaratmayı dayattıklarından bunlara faşizm veya anti demokratik, despotik sistemler denilmektedir. Kuşkusuz Türkiye’deki inkarcı sistem gibi bu sistemi topluma zor gücüyle dayatmak da bir seçenektir ve dayatılmaktadır. Ancak bu dayatmanın sonucu sürekli kesilmeyen ayaklanma ve direnişler olmaktadır.
Çağdaş demokratik sistemler, toplumsal adalet, barış, huzur, demokratik saygı ve birlik içinde yaşamak ve toplumsal kesimlere bu hakları sağlamak için ulusal, azınlıksal, bölgesel özerk yönetimleri ve örgütlenme biçimlerini geliştirmişlerdir. İspanya’da Bask, Katalonya ve Galiçya dahil 17 özerk bölge ile İngiltere’de Galler, İskoçya ve İrlanda sorunları bu temelde çözüme kavuşturulmuşlardır. Yine bir avuç kadar küçük bir ülke olan İsviçre de toplam 26 kanton, 2942 komün (belediye) bulunmaktadır.  NATO merkezi Belçika üç dili kullanmakta ve üç temel özerk bölgelerden oluşmaktadır. Almanya bir ulus rengini ve aynı tondan toplumsal özellikleri taşımasına rağmen eyaletlerden oluşan federal sistemdir. ABD elli iki eyaletle yönetilmektedir. ABD Nüfus Sayımı Bürosu,  Birleşik Devletler’de, ilçeler, belediyeler, kasabalar, okul bölgeleri ve özel bölgeleri de içeren en az 84.955 özerk yönetim birimi olduğunu belirlemiştir. Rusya pek çok özerk, federal ve yerel kültürel otonomdan oluşmaktadır. Hindistan’da 25 eyalet ve 7 birlik bölgesi bulunmakta ve onlarca kültürel topluluk özerk yaşamaktadır. Güney Afrika’da on bir resmi dil ve on bölgeden oluşan özerk bölgeler sistemi geçerlidir. Yanı başımızdaki komşu Irak federal yapıyla yönetilmektedir. Kuşkusuz bu örnekleri çoğaltmak mümkün olmakla birlikte giderek bu yönlü özerk bölge ve yapılar ortaya çıkmakta ve her gün çoğalmaktadır. Bu model sadece ulusal, azınlık ve kültürel gruplar için değil, sosyal gurup ve ekonomik kuruluşlar için de bir seçenek haline gelmektedir.
AB’nin, 15 Ekim 1985 tarihinde Strasbourg’da düzenlediği AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI, bu demokratik amaçlar göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır. Bu belgede şöyle denilmektedir.
“Avrupa Konseyi üyesi Devletler,….
Yerel makamların her türlü demokratik rejimin temellerinden birisi olduğunu düşünerek,
Vatandaşların kamu işlerinin sevk ve idaresine katılma hakkının Avrupa Konseyine üye Devletlerin tümünün paylaştığı demokratik ilkelerden biri olduğunu düşünerek,
Bu hakkın en doğrudan kullanım alanının yerel düzeyde olduğuna kani olarak, gerçek yetkilerle donatılmış yerel makamların varlığının hem etkili hem de vatandaşlara yakın bir yönetimi sağlayacağına kani olarak,
Değişik Avrupa ülkelerinde özerk yerel yönetimlerin korunması ve güçlendirilmesinin demokratik ilkelere ve idarede ademi merkeziyetçiliğe dayanan bir Avrupa oluşturulmasında önemli bir katkı sağlayacağını düşünerek,
Bunun demokratik bir şekilde oluşan karar organlarına ve sorumlulukları bakımından, bu sorumlulukların kullanılmasındaki olanak ve yöntemler bakımından ve bu sorumlulukların karşılanması için gerekli kaynaklar bakımından geniş bir özerkliğe sahip yerel makamların varlığını gerektirdiğini teyid ederek”  biçiminde amaç ve nedenlerini ortaya koyduktan sonra, 3.madde de ÖZERK YEREL YÖNETİM KAVRAMI şöyle tanımlamaktadır.

1- Özerk yerel yönetim kavramı yerel makamların, kanunlarla belirlenen sınırlar çerçevesinde, kamu işlerinin önemli bir bölümünü kendi sorumlulukları altında ve yerel nüfusun çıkarları doğrultusunda düzenleme ve yönetme hakkı ve imkanı anlamını taşır.

2- Bu hak, doğrudan, eşit ve genel oya dayanan gizli seçim sistemine göre serbestçe seçilmiş üyelerden oluşan ve kendilerine karşı sorumlu yürütme organlarına sahip olabilen meclisler veya kurul toplantıları tarafından kullanılacaktır….!  
Türk hükümeti Avrupa ile üyelik müzakere sürecini yürütmesine rağmen yaşadığı Kürt sorunundan dolayı bu belgenin kimi maddelerine imza atmamış, çekince koymuştur. Ulus devletlerin ana yurdu ve ihracatçısı olan AB’nin yaşadığı uzun ve sancılı deneyimlerden sonra bu noktaya gelmesi olumlu ve önemli bir gelişmedir. “AB ülkelerinin üç yüz yılı aşan ulus -devlet deneyimlerinin sonunda vardığı aşama, ulus devletlerin, demokratik özerkliği, bölgesel ulusal ve azınlıksal sorunların çözümünde en iyi çözüm modeli olarak kabul etmeleridir. Kürt sorununun çözümünde de ayrılıkçılığa ve şiddete dayanmayan tutarlı ve anlamlı olan esas yol, demokratik özerkliğin kabul edilmesinden geçmektedir. Bu yolun dışındaki tüm yollar ya sorunları ertelemeye, böylece çıkmazı derinleştirmeye; ya da sert çatışmalara ve ayrışmaya götürür. Ulusal sorunlar tarihi bu yönlü örneklerle doludur. Ulusal çatışmaların yurdu olan AB ülkelerinin son altmış yıllarını barış içinde zenginlik ve refahla geçirmeleri, demokratik özerkliğin kabulüyle onun bölgesel, ulusal ve azınlıksal sorunlarına esnek ve yaratıcı biçimde yaklaşım ve uygulamalarıyla mümkün olmuştur.” Demek ki, Türkiye’nin de kendine hedef seçtiği AB de, yerel yönetimlerin bir biçimi olan demokratik özerkliği kabul etmekte ve benimsediği demokratik değerlerin temel bir unsuru olarak görmektedir.
Kaldı ki, Türkiye’nin geçmiş tarihide özerkliğe kapalı ve yabancı değildir. Osmanlı idare sistemi geniş özerk idari yapıya dayanıyordu. Kürt beylikleri geniş otonomiye sahiptiler. Türkiye’nin en kritik dönemi olan kurtuluş savaşı yıllarında kabul edilen 1921 sözleşmesinin muhtevası bile özü itibariyle demokratik özerkliğe yakındır ve onunla örtüşmektedir. Bu anayasasının genel esasları ve kuruluş mantığı özerk yerel idarelere dayanmaktadır. Öyle ki, anayasanın toplam 23 maddesinden 14 maddesi mahalli idarelerin kuruluş ve işleyiş esaslarına ilişkindir. Keza, KÜRDİSAN’IN MUHTARİYETİNE DAİR VE TBMM’İNDE 10 ŞUBAK 1922 TARİHİHNDE MÜZAKKERE EDİLMİŞ OLAN KANUN TASARISI, Kürt toplumuna geniş özerk bir statü tanımasına rağmen Kürt milletvekilleri tarafından yetersiz bulunarak şiddetli itirazlarıyla karşılanmıştır.

BÜTÜN BU ANLATILANLARDAN VE ARGÜMANLARDAN ÇIKAN SONUÇ, DEMOKRATİK ÖZERK YAŞAMIN SADECE PKK VE KCK’NİN BİR İCADI OLMADIĞI, TOPLUMSAL ZORUNLULUĞUN ORTAYA ÇIKARDIĞI GELİŞMELER SONUCU ÇAĞDAŞ DEMOKRASİNİN BİR NORMU OLARAK GENİŞ KABUL GÖRDÜĞÜDÜR. FELSEFİK OLARAK DA DOĞADA TÜM VARLIKSAL YAPILAR ÖZERK KONUM İÇİNDEDİRLER. HİÇBİR VARLIKSAL OLGU NE MUTLAK BAĞIMLI NEDE MUTLAK SOYUT VE BAĞIMSIZDIR. HER OLGUSAL VARLIK EVRENSELİN ÖZELİKLERİNE BAĞIMLI SPESİFİK BİR KONUM VE İLİŞKİ İÇİNDE DURMAKTADIR. BU DİYALEKTİK KURAL TOPLUMSAL OLGULAR İÇİN DE GEÇERLİDİR.
Bu kanıt ve gerçekler açıkça göstermektedir ki, iddia edildiği gibi KCK ve PKK’nin talebi “devlet içinde devlet”,  “devlete paralel devlet” kurmak değildir. Türk hükümeti ve bağlı akademik çevrelerin bu iddiası tümüyle dayanaktan yoksun, karalama amaçlı olup işi yokuşa sürmek amaçlıdır.
Dolayısıyla, KCK’nin çözüm için talep ettiği demokratik özerklik, AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI VE TEMEL HAKLAR BİLDİRGESİNİN KAPSAMIYLA bağdaşmaktadır. Müzakere ve çözüme açıktır. Türkiye’nin genel siyasal ve toplumsal sistemi içinde, Kürt toplumu için demokratik özerklik sistemi veya statüsü öngörülmektedir. Ne “devlet içinde devlet” ne de Türkiye’nin sosyal ve siyasal sınırları dışında bir yapılanma talep edilmektedir. Türkiye‘de oluşacak yeni demokratik anayasa kapsamında, AB ve BM’nin öngördüğü evrensel haklar temelinde Kürtlerin toplumsal demokratik ulus olma hakları talep edilmektedir.
Kürt toplumu Türkiye’de herhangi bir azınlık grup ve kesim değildir. Soyu tüketilmiş dört yüz, beş yüz kişilik bir azınlık topluluğu da değildir. Kaldı ki, çağdaş demokratik normlara göre bir kişi dahi kalsa bir insanının kendi toplumsallığını yaşama hakkı vardır. Kürtler, Türkiye nüfusunun en az üçte birini oluşturan bir toplumdur. Yaşadığı toplumsal trajediler, fiziki ve kültürel soy kırımlar bilinmektedir. Devletin en yetkili ağızları bile Dersim’de bir çırpıda elli bin insanın katledildiğini itiraf etmektedirler.
Şimdi bu inkarcılığın kalkacağı, Kürtlerin halk ve toplum olarak varlıklarının tanınacakları söylenmektedir. Yeni anayasanın esas gerekçesinin bu inkarcılığı aşmak olduğu dillendirilmektedir. Elbette, yeni anayasa bu temel sorunu da çözemiyorsa, gündeme getirmenin bir anlamı yoktur.
O halde bu sorun hangi hak ve statü ile çözülecektir? Kürtlere eskiye kıyasla inkarcılığı aşan ne verilecektir? Gerçek anlamda Kürt realitesi tanınıyorsa ve bu söylem eskiden Demirel’in demagojisine benzer aldatmaya dönük değilse, varlığı kabul edilen bu toplumun kendisi hakkında karar verme hakkı tanınacak mıdır? Eğer kendini yönetme ve toplumsal haklarını kullanma hakkı tanınmayacaksa inkarcılık nasıl aşılmaktadır? Varlığı nasıl kabul görmektedir? Eskiyle farkı ne olacaktır? Şimdi anayasada yanıt bulması gereken bu soruların cevapları olacaktır.
KCK’nin amacı ve temel talebi bu soruların yanıtlarını hakkaniyete uygun, sorununun ana çıkmazlarını aşabilen, hem Kürt halkının birikmiş tarihsel özlemlerine cevap, hem de acılarını dindiren bir çözüme ulaşmaktır. Bunu yaparken aynı zamanda Türkiye halkıyla demokratik birlikteliği ve kardeşliği esas alan bir anlayışla yola çıkmaktadır. Geçmişte yaşanan acı ve haksızlıkları unutmayı ve halkların kardeşliği ve ayrılmazlığı hatırına yeni bir beyaz sayfa açmayı düşlemektedir. Milliyetçi, devletçi, ayrılıkçı ve bölücü çözüm ve anlayışlardan uzak durmayı esas almaktadır. Türkiye’nin siyasal toplumsal ve coğrafik bütünselliğine bağlı kalarak AB ve BM bildirgelerinde teyit edilen hak ve özgürlüklerini kullanmak istemektedir.
Şimdi sormak lazım, Demokratik Özerklik olarak kavramlaştırılan bu taleplerin anlaşılmayacak ve bilinmeyecek bir tarafı var mıdır?  KCK tarafından ifade edilen bu talep ve önerilerin ilkokul çocuklarınca çok iyi bilinip anlaşılmasına rağmen Türkiye Başbakanı ve iktidar endeksli akademisyenlerce bu kadar çarpıtılarak anlaşılmaz kılınması bilmediklerinden dolayı değildir. İşi yokuşa sürüp sulandırarak, yine “alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete” hikayesini tekrarlamak istiyorlar. Kuşkusuz sorun inkarcılığı daha örtülü ve sinsi bir biçimde sürdürmekse söylenecek fazla laf yoktur.
Daha iyi anlaşılması için çözüm önerilerimizi şöyle somutlaştırabiliriz.

1-Türkiye, AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTI’NI kabul etmeli ve anayasayı yaparken bu şartnamenin taahhütlerini göz önünde bulundurmalıdır. Bu bildirgenin öngördüğü yerel yönetim ve özerklik yapılanmasını hayata geçirecek yeni idari ve hukuki düzenlemeler geliştirmelidir.

2-Yukarıdaki düzenleme bağlamında Türkiye yirmi veya yirmi beş özerk idari bölgeye ayrılabilir. Bölge sayısı ve örgütlenmesi yeterince tartışılarak coğrafi, sosyal, ekonomik, kültürel ihtiyaçlar ve demokratik katılım dikkate alınarak düzenlemelidir.

3-Şayet bölge özerk örgütlenmesi Türkiye’nin koşul ve ihtiyacına uygun düşmüyor deniyorsa o taktirde mevcut iller baz alınarak yerel yönetim özerkliği geliştirilmelidir. İl yönetimleri kent konseyleri ve meclisleri ile yürütme kurulları biçiminde örgütlenerek özerk yerel yönetimler olarak yapılandırılmalıdır. Bu durumda valilik kurumu da seçimle işbaşına gelebilir.

4-İl ve ilçeler ile farklı topluluklar bir araya gelip haklı demokratik gerekçelerle bölgesel özerklik amacıyla yönetim ve kurumlaşma için irade beyan edip, başvuruda bulunduklarında bu talebin ve hakkın kullanım yolu anayasada açık tutulmalıdır. Ayrıca il, ilçe, belde ve köye kadar irili ufaklı tüm yerleşim birimlerinin her biri kendi çapında ve sınırları dahilinde demokratik yerel yönetim veya özerklik hakkına sahiptir. İsteyen her yerleşim birimi ve topluluk bu hakkını kullanabilmelidir.

5-Azınlıkların ve inanç guruplarının özerk yönetim haklarını tanıyarak eğitim ve kültürel yapıları desteklenmeli, anayasal güvence sağlanarak demokratik ortam güçlendirilmelidir.

6-Kürtlerin tarihsel ve demografik olarak yoğun ve bir arada yaşadıkları, resmi söylemde Doğu olarak tabir edilen Kürdistan, demokratik özerklik temelinde kendini yapılandırmalı, anayasada siyasi ve hukuki statüsü Demokratik Özerk Kürdistan Bölgesi olarak tanınmalıdır. Bu konuda gerekirse demokratik ve adil bir propaganda döneminden sonra iller bazında referandumla halkın onayına başvurulabilinir.  Halkı istekte bulunan yakın il ve yöreler bu özerk yapıya katılabilirler. Bu yapı halk tarafından kabul gördüğünde,  AB yerel yönetim ve özerklik şartnamesine göre demokratik seçimlerle işbaşına gelen özerk meclisini, yürütme kurulunu oluşturarak yönetimini ve idari yapısını oluşturmalıdır.

7-Demokratik Özerk Kürdistan Bölgesinin yerel meclisi, yürütme kurulu gibi siyasi idari yapısı yeni anayasanın öngördüğü kanunlar ve sınırlar dahilinde Türkiye siyasal ve toplumsal yapısının ayrılmaz bir parçası olacaktır. Aynı zamanda Özerk Kürdistan Bölgesi genel seçimler kanunlarıyla TBMM’ne temsilci göndermelidir.

8- Demokratik Özerk Kürdistan Bölgesinin hukuki ve siyasi statüsü belirlendikten sonra özgür ve serbest seçimlerle işbaşına gelen özerk bölgenin meclis ve yürütme kurulu, yetki sınırları dâhilinde yükleneceği hak ve görevler için anayasanın belirlediği sınırlar dâhilinde icraatlarda bulunmak için üzerine düşeni yapmalıdır. Özerk yerel yönetimin yetkileri dâhiline girebilen öz savunma, eğitim, vergilendirme, üretim, sağlık, gibi faaliyetler yine AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTNAMESİ dikkate alınarak ortak bir tartışma ve uzlaşı temelinde konsensüsle çözülmelidir.

9- Demokratik Özerk Kürdistan Bölgesinde Kürt dili ve kültürünün gelişmesinin önündeki engeller kaldırılarak gerekli tüm olanaklar sunulmalıdır. Kürtçe eğitim esas alınırken, okullarda Türkçe dili ve edebiyatı da okutulmalıdır. Kamusal alanda Kürtçe-Türkçe iki resmi dil geçerli olmalıdır. Ayrıca Kürdistan’daki diğer halkların da ana dil eğitim hakkı tanınmalı ve bunun için gerekli tüm olanakların yaratılması esas alınmalıdır.

10- Demokratik Özerk Kürdistan yapısı ve sistemi iddia edildiği gibi dışa kapalı, PKK’nin hâkimiyet ve iktidar alanı değildir. Demokratik anayasanın öngördüğü bütün düşünce, parti, örgüt ve yapılara açık demokratik bir yapılanmadır. Türkiye genelinde geçerli ve anayasa bağlamına girebilen bütün yapılara ve örgütlenmelere açıktır. Zaten yönetim ve idari sistemi AVRUPA YEREL YÖNETİMLER ÖZERKLİK ŞARTININ öngördüğü kriterler temelinde olacaktır. Yönetimleri gizli oy açık sayım kuralarıyla seçilmiş demokratik yöntemlerle iş başına geleceklerdir. Hangi düşünce ve akım halkın takdirini kazanır ve onayını alırsa o iş başına gelmelidir. Belki de mevcut Türkiye’nin siyasi partilerinden herhangi birinin yerel uzantısı veya müttefiki iş başına gelebilecektir. Nasıl ki ispanyanın Bask bölgesi veya İrlanda da serbest ve demokratik seçimler, örgütlenme ve ifade özgürlükleri varsa aynı sistem Demokratik Özerk Kürdistan bölgesinde de geçerli olacaktır. Nitekim KCK yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan ANF haber ajansına verdiği 11 Kasım 2011 tarihli mülakatında bunu açıkça teyit etmektedir. “…kimse toprak ya da iktidar alanı istemiyor. Demokratik Özerklik ya da Özerk Demokratik Toplum’da her şey seçimle olur. Diyelim, bir bölgede seçim oldu ve AKP kazandı. O zaman o bölgenin özerk yönetimi AKP olur. Biz “bir yeri bize verin; burada biz olacağız’ demiyoruz”  demektedir.

11-Elbette bu yapılanma ve çözüm sürecinde KCK’nin varlığı, çözüm modeli, mücadelesi ve talepleri önem taşımaktadır. KCK, Türkiye Başbakanı R. T. Erdoğan’ın dediği gibi “terör örgütü Kürt kardeşlerimin temsilcisi olamaz” denilip bir köşeye atılacak cinsten değildir. İşler o kadar kolay ve ucuz olamaz. Öyle basit olsaydı hiç kuşkusuz en az Erdoğan kadar şerir ve inkarcı olan Çiller-Güreş ekibi gibi yöneticiler bu sorunu daha rahat çözebilirlerdi. Bu davanın geçek sahibi ne Erdoğan ne de işbirlikçileridir. Bu davayı büyük bir mücadele ile bugünlere getiren KCK ve Kürt Halk önderliğidir. Sorunu ortaya çıkaranlar ve savaşanlar kimlerse onunla çözersin deyimi bilgece bir öğüttür ve yabana atılamaz. Kuşkusuz KCK kimseden hak dilemiyor sadece olması gereken hak ve özgürlüklerin savaşını vermektedir.

12-KCK, Geleneksel yaklaşımlardan farklıdır. Kürt sorununda ulusların kendi kaderini tahin hakkının devletçi olmayan demokratik yorumunu ifade etmektedir. Ulusal sorunun çözümünde köklü bir dönüşüm olarak değerlendirilmelidir. Çözümü devletten pay almada görmemektedir. Kürtler için özerklik anlamında devlet peşinde değildir. KCK, Federe veya konfedere devleti hedeflemediği gibi kendi çözümü olarak da görmez. Devletten beklenen temel talebi, Kürtlerin özgür iradeleriyle kendi kendini yönetme hakkını tanımasıdır. Demokratik ulusal toplum olmaya engel koymamasıdır. Bu amaçla devletle demokratik anayasa bağlamında uzlaşı aramaktadır.

13-Yeni demokratik anayasa bağlamında Kürt sorunu çözülürken PKK, KCK’ nin durumu ile Kürt Halk Önderliğinin serbest bırakılma talepleri önemle ele alınıp çözülmesi gereken bir sorundur. KÜRT HALK ÖNDERLİĞİ ile PKK, Kürt sorununun baş aktörleridir. Etle tırnak gibi Kürt sorununa bağlıdırlar. Birini çözmeden asla diğeri çözülemez. Bu nedenle Kürt sorunu yukarıda yaptığımız öneri ve görüşler temelinde çözülürken KÜRT HALK ÖNDERLİĞİNİN serbest kalma talepleri kesin değerlendirilmeli, bu temelde siyasi muhatap sorunu çözülerek sonuca gidilmelidir. Bu koşul, çözümün başında gelen olmazsa olmaz temel şartıdır.  Bunun için gereken yasal düzenlemeler yapmalıdır.
                                                                               
                                                                  

Halkımıza ve Kamuoyuna!

KCK olarak baştan beri Kürt örgütleri arasındaki birlik, dayanışma ve ortak hareket etmenin önemine inanarak bunu sağlamak için her zaman büyük bir sorumlulukla çalışmalarımızı sürdürdük.

Halklarımıza ve Kamuoyuna!

AKP’nin Ortadoğu ve Rojava politikası çökmüştür. Kürt halkının direnişi ve uluslararası siyaset karşısında ciddi biçimde zorlanmaktadır

Türkiye Halklarına ve Kamuoyuna!

Tüm bu desteklerle direnişini her gün güçlendiren Kobanê Direnişi gün gün faşist IŞİD’i bu direnişiyle boğacak ve yenilgiye uğratacaktır.

2014 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[pkkiletisim@gmail.com]