22/02/2018

EMEK, TOPLUMU VAR EDEN ESAS DEÐERDÝR

Ýnsanýn varlýðý, sosyal varlýðý var oldukça, geliþtikçe, sosyalizm de var olacak, geliþecektir.

 

 

 

 

 

ABDULLAH ÖCALAN

 

Mayýs 1991

1 Mayýs iþçi ve emekçilerin birlik ve dayanýþma günü olarak kutlanýlmaya çalýþýlýrken, bugüne bu 1991’de vermemiz gereken anlam hiç þüphesiz sosyalizm sorunlarýný kavramaya ve emeðin sahiplerinin çýkarmasý gereken sonuçlarýn neler olmasý gerektiðini belirtmek yerinde olacaktýr.

Son bir kaç yýldýr sosyalizmin üzerine büyük bir saldýrý yöneltilirken, sosyalizmin yapmasý gereken neydi? Neden sahip çýkmak gerekir? Nasýl sahip çýkýlýr? Bunca saldýrýlara uðramasýnýn nedenleri nedir? Bünyesindeki zayýflýðý, yanlýþlýðý nedir? Tekrar çýkýþ için neler yapýlmak durumundadýr? Bu sorular sorulup ve cevaplar geliþtirilirse, güne de gereken anlamlý yaklaþým gösterilmiþ olur.

Sosyalizm, insanlýk tarihiyle birlikte kendini gittikçe bilimselleþtiren bir ütopya olarak geliþir. Sosyalleþme, yani toplumsallaþma, insan türünün çýkýþýyla birlikte baþlayan bir varlýk þeklidir.

Ýnsanlar sosyalleþtikçe kendi türlerini kanýtlarlar.

Bir anlamda insanlaþma, toplumsallaþmayla baþlar, sosyalleþmeyle baþlar. Sosyalizm de bu, sosyalleþmenin daha bilimsel ifadesi olma iddiasýndadýr. Dolayýsýyla sosyalizmden kuþku duymak, insandan kuþku, onun sosyal varlýðýndan kuþku duymaktýr ki, bu da mümkün olamaz. Ýnsanýn varlýðý, sosyal varlýðý var oldukça, geliþtikçe, sosyalizm de var olacak, geliþecektir. Ve tabii bu da geliþmenin dönemeçlerine göre giderek daha da zenginleþecektir. Ýnsanlýðýn kaderi kendi emeðiyle yazdýðý yazgýsýdýr. O, nereye kadar giderse, neye el verirse, sosyalizm de bir o kadar onun aydýnlanmýþ ifadesi olacaktýr.

Sosyalizm duraðýna tarih boyunca kolay gelinmemiþtir. Çok büyük mücadelelerin sonucu olarak onun bilimsel ifadesine yaklaþýldýðýný biliyoruz. Ýnsan toplumunun þekillenmesinde, toplumsal mücadele sürekli bir motor rolünü oynuyor. Yine bugüne baktýðýmýzda bile mevcut saldýrýnýn altýnda da þiddetli bir toplumsal mücadelenin icra edildiðini görürüz. Son tahlilde ulusal ve uluslararasý çerçevedeki mücadele toplumsaldýr. Sosyalizmin bir mücadele kozu olarak buna katmak istediði daha bilimsel olmaktýr. Biz burada sosyalizmin veya toplumsal mücadelenin tarihini çizecek durumda deðiliz. Buna hiç gerek yoktur. Çoðunuzun da artýk bizzat inceleyebileceði bir konudur.

Son yýllarýn sosyalizmi bulanýklaþtýrýcý, hatta inançtan düþürücü geliþmelerini deðerlendirmek daha yerinde olacaktýr. Bu bizim açýmýzdan önemli. Çünkü gerçekten bir saldýrý var ve sosyalizmi savunmak, hatta ilerletmek neredeyse ayýplý bir duruma gelmiþtir. Reel sosyalizmin sorunlarýný bütünüyle sosyalizmin sorunlarý olarak ortaya koyma hatasý çok yaygýndýr. Ve hatta bu sosyalizmin etkisi altýndan ne kadar kendimizi kurtardýðýmýzý bile kestiremeyecek durumdayýz. Sosyalizmin özünü bütünüyle kavrama düzeyimiz hayli sýnýrlý. Bu sadece bizim gibi çok geri toplumsal özelliklerde seyreden bir halk için deðil, dünya genelinde öyle anlaþýlýyor ki, sosyalizmin teorisi geliþtirilemediði gibi, uygulamasý da çok çarpýk ve hatta özüne ters yansýyacak biçimlere kadar varmýþtýr. Yine öyle anlaþýlýyor ki, reel sosyalizm, yani gerçekleþen sosyalizm, sosyalizm için belki de kapitalizmden daha tehlikeli bir hasým durumuna gelmiþtir. Buna nasýl gelindi? Çok üzerinde duruldu, durulacak da.

Sosyalizmin özüyle çeliþen hatalar nelerdi, yanlýþlýklara nasýl baþlanýldý, nasýl geliþti? Öyle anlaþýlýyor ki yoðun bir eleþtiriyle yönelinecektir. Sosyalizmi sadece Marksist Leninist kavram içine sýðdýrmak onu daraltma olur. Marks’ý da, Lenin’i de sosyalizmin geliþmesinde bir durak olarak deðerlendirmek daha yerindedir. Ve eðer sosyalizm bir düzen olarak geliþiyorsa, bu bilimde çeþitli duraklarýn da temsilcilerinin olmasý gerektiðini anlamak zor deðildir. Herhangi bir bilim dalý, sadece bir usta tarafýndan temsil edilemez. Bilim ekolleri çok çeþitli bilim adamlarýnýn çabalarýyla ve daha günümüzde de bitmemiþ bir biçimde sürüp gitme özelliðindedir.

Bir toplumsal bilim dalý olarak sosyalizm de çeþitli aþamalarýn pratiðine baðlý olarak kendini geliþtirecektir. Teorisini ve pratiðini sik sik gözden geçirerek ki toplumun bilimsel ifadesini, bir kimyanýn bilimsel ifadesinin çok daha deðiþik ve hatta kesinlikten öteye, olasýlýklarla,  olasýlýklara daha fazla yer býrakan bir özellikte olduðu için kesinlikten kaçýnýlacak, böylece giderek daha fazla iç olasýlýklarýna göre bu temelde kendini geliþtiren, dolayýsýyla da birçok dönemde birçok temsilciyle veya bunun teorisi ve pratiðiyle uðraþanlarca ilerletilecektir.

Burada mühim olan insanlýk tarihi boyunca bir sosyal mücadelenin varlýðýdýr. Giderek sosyalizm karþýsýnda olanýn, toplumun üstünde dolayýsýyla toplumsal emeðin üstünde kendine bir yer edinmek isteyenin ve her zaman tarihte karþýmýza egemen sömürücü simalar olarak çýkanlarýn, bunu inkar etmek istedikleri, bunun yerine baþka teorilerle veya uyuþmalarla sosyal mücadelelerinde hep sosyalizmi ret etmiþlerdir.

Toplum, gerçekten emeðe dayalý olarak geliþen bir organizmadýr. Muamma türüdür. Emeðin türleri vardýr. Hiç þüphesiz bilimsel emek, siyasal emek, ekonomik emek kategorilere ayrýlabilir, ama mühim olan toplumsal geliþmenin öyle kendiliðinden toplum üstü kuvvetler tarafýndan olmadýðý talihle, kazara toplumun içinden bazýlarýnýn geliþine yol açmadýðýdýr.

Toplumu toplum yapan, çalýþanlarýn emeðidir.

Sosyalizmin esasý da budur. Emperyalizm, günümüzde öyle noktalara saldýrýyor ki, sanki bunlar yerle bir edildikçe sosyalizm de yerle bir edilecektir. Ve hatta toplumsal mücadeleler bir daha asla vücut bulamayacaktýr. Hayýr, toplum içinde ileriyi hak etmediði, emeðinin üstünde kendine bir yer ayýrmak istediðinde burada toplumsal bir mücadele baþlamýþ demektir. Emeðiyle orantýlý olmayan ekonomiden tutalým, sanat, hukuk, siyaset her alanda yer iþgal etmek istiyorsa ve burada devlete dayanýyorsa, çeþitli yöntemlerle kendini güçlü konuma getirme çabasý içine girmiþse orada bir toplumsal mücadele vardýr. Ve dolayýsýyla baþkalarýnýn emeði üzerinde, ister yüzyýllardan beri üretilmiþ deðerler olsun, ister günlük olarak üretilen deðerler üzerine olsun, bir çekiþme varsa, bu çekiþmede taraflar vardýr ve bu taraflar arasýnda da bir mücadele vardýr. Bu sosyal mücadeledir ve günümüzde bu mücadele biraz daha bilimsel, öngörülü yapýlmak isteniyorsa bu, sosyalizm mücadelesi olur.

Öyle anlaþýlýyor ki günümüzde sadece insanlarýn emeði üzerine deðil, bütünüyle yaþamýn objektif temelleri üzerine, doða üzerine de görülmemiþ bir çullanma olduðuna göre, bu sosyal mücadele geliþecek ve sosyalizm her zamankinden daha fazla kendi varlýk nedenini savunmaya çalýþacaktýr. Dünyanýn bugünkü durumundan çok büyük þikayetler vardýr. Toplumsal çevre denilen doða kirlenmesinden tutalým, toplum içi kirlenme ki bu daha büyük bir tehlikedir hiçbir dönemle kýyaslanmayacak kadar kirlenmiþtir. Toplumun doðal çevresi veya çevre kirlenmesiyle iç, yani onun maddi ve daha çok da ruhi kirlenmesinin vardýðý boyutlar bazý kentlerde, hatta bir çok ülkede geliþmiþ ve yaþanmaz bir durum yarattýðýný her gün izlemekteyiz.

Ýklimin bozulmasýndan tutalým, doðanýn bozulmasýna ve daha çok da insanýn muazzam bir biçimde ruhunun baský altýna alýnmasý, büyük ölçüsüzlükler, özellikle günümüzdeki insana yönelik saldýrý araçlarýyla,  nükleer silahlardan tutalým, basýn yayýn araçlarýna kadar yöneltilen büyük tehlikeleri göz önüne getirdiðimizde her zamankinden daha fazla bir sosyal mücadele veya onun bilimsel ifadesi olarak sosyalizm mücadelesine þiddetle ihtiyaç duyulacaðý açýktýr.

Bugün eleþtirilmesi gereken sosyalizmin çýkmazý veya sosyalizmin anlamsýzlýðý, gereksizliði deðil, tam tersine, bu muazzam sorunlara karþý kendini yeterince hazýrlayamamasýdýr. Ýnsanlýðýn karþýsýna çýkan dev gibi sorunlara sosyal mücadele adýna, sosyalizm adýna yeterli cevaplarýn verilmemesidir. Sosyalizm adýna, reel sosyalizm adýna verilen cevaplarýn yetmediði gibi, sorunlarý daha da aðýrlaþtýrmasýdýr. Budur görülmesi gereken esas. Sosyalizm bilimsel ifadeye XIX. yüzyýl ortalarýnda her zamankinden daha fazla kavuþtuðunda, kapitalizmin bir olgunluk döneminden geçtiði söylenir. Bu dönemin sorunlarý gerçekten bugünkü kadar deðildir. Aþýrý düzeylerde iþçi sýnýfýnýn sömürüsü vardýr. Belki de günde on dokuz saat çalýþýr, çok zor iþlerde çalýþtýrýlýr ve çok az bir ücret verilir. Saðlam eðitim olanaklarý yoktur, sinirlidir.

Dolayýsýyla o zamanýn sosyalizmi yalýn kat aþýrý bir proleterleþme veya aþýrý yoksullaþmanýn sosyalizmidir. Bunun için iþte ‘Kapital’ yazýlýr. ‘Kapital’in esas olarak ispatlamak istediði artý deðerdir. Artý deðerin oluþumu ve nasýl vakfedildiðidir. Ve bu da daha çok neyi halletmek istiyor? Gözler önünde çok yoðun bir sömürü vardýr. Bu da nasýl ifade edilir? Ýþte çok yoksul bir iþçi sýnýfý, dolayýsýyla iþçi sýnýfý ve sosyalizm ikilemi kurulmaya çalýþýlýr. Ýþçi sýnýfýnýn ekonomik mücadelesi, onun giderek siyasi mücadelesinin nasýl olmasý gerektiðine dair çözümler aranýr.

Dolayýsýyla o dönemin halletmek istediði sorunlar daha çok da Marks, Engels döneminin sorunlarý, teorik ve pratik olarak biraz teoriktir ve sendikalýdýr. Teorik olarak, artý deðer ve onun sýzdýrýlmasý, yine pratik olarak sendikalar geliþtirilir ve belli bir ekonomik mücadeleyi vermesi bu amaçladýr. Bu da bildiðimiz gibi XIX. yüzyýl sonlarýna kadar belli bir geliþme kaydeder. Teorisi biraz geliþtirilir, sendikalar güçlenir, hatta siyasi mücadeleyi biraz geliþtirirler. Parlamentolara kadar, burjuva parlamentolarýna kadar girerler, partiler kurulur. Ama temelde henüz düzenin sýnýrlarý dýþýna çýkýlmamýþtýr.

Burjuva demokrasisi veya cumhuriyeti ya da iktidarlarý dâhilinde bir hak mücadelesi söz konusudur. Ýþçi sýnýfýnýn kendi sýnýf kimliðini ideolojik, siyasi olarak ifade etme, kendini diðer sýnýflardan ayýrma, kendi partilerini kurma, kendi önderliklerinde siyasi mücadeleyi ekonomik mücadele ile birleþtirme gibi bir çaba söz konusudur bu dönemde. Yerindedir, gereklidir ve bu dönemin temel ilerleme aracýdýr. Özellikle yüzyýlýn ikinci yarýsý aðýrlýklý olarak böyledir. Daha önce de sosyal mücadeleler ve sosyal mücadele teorileri vardýr. Deðer üzerine, ekonomi politika üzerine 'Ekonomi Politik' oldukça geliþtirilir. Onun felsefi ifadesi, hatta tarihi incelemeler içinde ele alýnmýþtýr

Marks’ýn yaptýðý, ekonomi politiði, diyalektik yöntemi ve ütopik sosyalizmi inceleyip hepsinden bilimsel bir sosyal ifadeye, sosyalizm ifadesine geçmektir ki, ütopik sosyalizmi de incelersek, kökenleri daha önceki tarihlere uzanýr. Ekonomi politik ilk çaðlara kadar uzanýr. Yine diyalektik ilk çaðlara kadar uzanýr. Sosyalizm, bilimsel sosyalizm olarak bütün bunlarýn senteziyle ifade bulur. XIX. yüzyýlda en güçlü bir ideoloji olarak kendini kabul ettirir. Ýþçi sýnýfýnýn eylem silahýdýr. Eylem kýlavuzudur. Ayaða kaldýrýr, halk mücadelesine iter. Bunun için örgütlenme gereðini önüne koyar. Geliþmek için bazý sonuçlara da ulaþýlýr.

Buna Lenin’in yaptýðý katkýyý da biliyoruz. Lenin’in yaptýðý katký, o dönemin sýnýrlarý dýþýna çýkmak, mevcut burjuva iktidarlarý, burjuva demokrasilerini aþmak, düzen içi bir hak mücadelesinden düzeni yýkarak, bir iktidar mücadelesine, onun diktatör yasýna ulaþmak gibi bir sonuca da götürür. Leninizm’in de esas katkýsý buradadýr. Leninizm, sosyalizmin tarihinde emekçi sýnýfýn mücadelesini sadece ideolojik, ekonomik olarak sýnýrlamaz. Hatta siyasi olarak da düzen sýnýrlarý dahilinde siyasi hak, siyasi yönden haklarý geliþtirme olarak da kabul etmez. Daha da ilerleterek mutlaka iktidarý, mevcut iktidarý parçalayarak yerine emekçilerin iktidarýný kurmayý esas alýr. Ayýrdedici özelliði budur ve bu da kapitalizmin emperyalizm çaðýna denk düþüyor.

Dolayýsýyla Leninizm, kapitalist emperyalist teorinin iþçi sýnýfý açýsýndan çözümlenmesi ve onun aþýlmasý çabasý olarak karþýmýza çýkar. Lenin’in bu konudaki gerek öngörü, yani teorisi ve gerekse pratiði yani iktidar, parti ve iktidar mücadelesine iliþkin geliþtirdikleri Ekim Devrimi’nde güçlü bir uygulamaya kavuþuyor.

 

Sovyet deneyimine yol açýyor. Bu deneyimin aðýrlýklý olarak Rusya içinde gerçekleþmesi söz konusudur. Bir sosyalizm türü bulunur. Lenin’in yönetemediði, yani kurucusunun yönetemediði, bir sosyalist inþadýr bu. Devrimin karþýdevrim tarafýndan ezilme sürecinde Lenin olmakla birlikte ki, o dönemde de Bolþevik Partisi içinde þiddetli tartýþmalar vardý, tasfiyeler vardýr, fakat inþa döneminde bu çok daha þiddetlidir, fakat o süreçte Lenin yoktur.

Bildiðimiz gibi Stalin önderliðinde bir sosyalizmin inþasý süreci baþlatýlýr. Ekonomik inþaya gidilir. Devlet iktidarý, iþçi sýnýfý diktatörlüðünün inþa edilmesi, ekonomik ve siyasi iktidarý güçlü bir çabaya tanýklýk eder. Bugün bu çok tartýþýlýyor. Sovyet deneyimi topa tutuluyor adeta. Özellikle Stalin pratiði topa tutuluyor. Bunu biraz daha iyi anlamak gerekir. Stalin deneyimi nedir? Leninizm ile baðlantýsý nedir ve hatta bugün, Gorbaçov reformlarý denilen geliþmelerle iliþkisi nedir?

Ýnsanlar genel olarak güncelliðin aðýr etkisi altýnda bulunurlar. Güncel olarak yaþanan geliþmelere mutlak bir geliþme, son söz deðerinde bir yer vermek isterler. Bu darlýk kesindir! Ortaya çýkan her din kendisini en son din ilan ettiði gibi, her peygamber de kendini en son peygamber ilan eder. Veya her teori ortaya çýktýðýnda sahipleri onun en son teori olduðunu söylerler, en son doðru sözün artýk bu olduðunu söylerler. Bu insanlarýn özelliðidir. Sosyalizmde de buna benzer bir þeye rastlanýr. Her dönemin en ileri sosyalizm teorisi ve uygulanmasý kendini biraz da mutlak gibi sunma ihtiyacýný hisseder. Öyle anlaþýlýyor ki, Stalin döneminin pratiðinde hatta bunu Lenin dönemiyle de kapsamlýlaþtýrabiliriz. Lenin, Stalin’le özdeþleþtirilemezse de kendini oldukça mutlaklaþtýrdýðý söylene bilinir. Büyük bir sübjektivizm yaþandýðý da anlaþýlýyor.

Özellikle emperyalizmi yýkmaya iliþkin bir abartma olmazsa ve o gün için bazý gerçekleri ifade etmeye çalýþsa da, sonrasýný görememe gibi bir durumun yaþandýðýný biliyoruz. Yine Sovyet deneyiminde iþçi köylü diktatörlüðü, o gün için çok önemli bir ihtiyaç olarak karþýmýza çýksa da daha sonrasýnýn sosyalizmle baðlantýsýnýn zor kurulabileceði de kendini günümüzde kanýtlamaktadýr. Sovyet deneyimini kavramak açýsýndan belirtmek gerekir. Sosyalizm, özünde devletin sönmesini, devletin giderek tasfiyesini öngören bir ideolojidir. Sosyalizmde devlete tapýnma, devleti mutlaklaþtýrma çok zayýftýr, yoktur!

Þimdi öyle anlaþýlýyor ki, yine devlet olgusunun doðru ele alýnmasý mevcut kargaþayý veya mevcut yanlýþlýðý görmenin de en uygun yolu olacaktýr. Sosyalizm ve devlet meselesi kavrandýkça günümüzü de doðru kavramak kolaylaþacaktýr. Bir anlamda devlet olgusu gereklidir. Birçok geliþmeye yol açar, ama birçok kötülüðün de kaynaðýdýr. Feodal devleti çok geri bulan, ona savaþ açmýþ olan burjuvazi, demokrasi getirdiði iddiasýndaydý. Ama bugün burjuvazinin geliþtirdiði devlet aygýtý bir ahtapot gibi toplumu sarmýþtýr.

Faþizmde ifadesini bulmuþ insan soyunu en tehdit eden bir aþamaya gelip, dayanmaktadýr. Sosyalizmin yapmasý gereken devleti daha da güçlü kýlmak olmamalýydý. En temel hata burada iþlenmiþtir. Sosyalizmin yapmasý gereken, burjuvazinin özellikle faþist biçimi itibariyle, insanlýðýn artýk taþýyamaz, altýnda iniminim inlediði bu baský aracýný nasýl ortadan kaldýrýrýz, bunun yerine nasýl daha iyisini koyabiliriz deðil, nasýl zayýflatýrýz biçiminde olmalýydý.

Faþizmle mücadele ederken veya burjuva demokrasisi ile mücadele ederken, buna bütünüyle bir Sovyet devleti veya iþçi sýnýfý, iþçi köylü diktatörlüðü biçiminde daha da çok geliþmiþ bir aygýtla cevap vermek, herhalde burjuvaziye karþý en yerinde bir cevap olmayacaktýr. Öyle anlaþýlýyor ki, devlet sanatýndan geçmiþ sýnýflar, yani egemen sömürücü sýnýflar bu sanatta çok daha yetkindirler. Kalkýp sosyalizm adýna; iþçi sýnýfý köylü temsilciliðinde, daha geliþmiþ bir devletle buna karþýlýk verilmesi, herhalde en hatalý ve birçok yanlýþlýðý içeren cevap verme olacaktýr.

Genelde Stalin’in eleþtirisi geliþtirilecekse, devlet aygýtýný burjuvaziye taþ çýkartýrcasýna geliþtirme biçimindeki aþýrýlýðýna yüklenilir. Çünkü daha o dönemde de görülmemiþ bir durum deðildir. Bürokrasi þu kadar geliþiyor diye eleþtirilir. Troçki’nin geliþtirdiði eleþtiriler vardýr. Yine proleter demokrasinin sorunlarý tartýþýlýr; "demokrasi yoktur" denilir. Fakat bir sonuca baglanmaz ve bunun nedenini de çok iyi biliyoruz.

Karþýda faþizmin geliþmesi vardýr. Yapýlmasý gereken amansýz bir Sovyet deneyimini geliþtirerek, sosyalizmi kurtarmaktýr. Acaba sosyalizm, sosyalist anavatan kurtarýlýr mý, yoksa içinden boþaltýlýr mi? Bugün dahi çok düþündürüyor. Öyle anlaþýlýyor ki düþündürmeye de devam edecektir. Büyük ihtimalle incelemeler, araþtýrmalar daha ileri giderek gösterecektir. Sovyet deneyimi büyük bir sapma olarak karþýmýza çýkabilir. Devlet olgusuna verdiði aðýrlýk, sosyalizmin savunmasýný bütünüyle devlet savunmasý biçiminde düþünmesi, devleti öncü kýlmasý, hatta partiyi bile günümüzde neredeyse anlamsýz kýlmasý en ciddi hatalardan birisi olarak karþýmýza çýkýyor.

Devlet biçiminde toplumsal düzenlenmenin acaba sosyalizm midir, deðil midir, tartýþmasý bugün en belirleyici bir tartýþmadýr. Eðer serbest piyasa adi altýnda sosyalizme saldýrý son hýzla devam ediyorsa bunun altýnda biraz da þu vardýr; sosyalizmin bütün sorunlarýný devlet düzeyinde ele almak, çözümü tamamen bu çerçevede görmek, çok yanlýþ bir zeminde ve özüne de çok ters gelebilecek bir biçimde mücadele içinde tutmak olacak ki, sosyalizm bundan zarar görür. Bu Sovyet deneyiminde nelere kadar varmýþtýr. Bir sistem olarak ifade edilmeye çalýþýldýðýný görüyoruz.

Biz de bu deyimleri çok kullandýk. Sosyalist sistem denildi, kapitalist emperyalist sistem denildi, aralarýnda Kaf daðlarý inþa edildi. Sözüm ona çok farklý dünyalar olduðu vurgulandý. Ama bugün bakýyoruz adeta, kapitalist emperyalist sisteme imdadýmýza gel de bizi kurtar denilecek noktaya veya bir teslimiyete gidiliyor. Burada teslimiyete gidenin sosyalizmin sakat bir devlet olarak örgütlenmesi, her þeyin devletle halledilmesi,  ki bu da demokrasi deðil, bürokrasidir  bunun nefes alamaz duruma getirilmesidir. Bir anlamda çok kötü bir araç olarak savunma yeteneklerini sosyalizm adýna kaybetmesidir.

Sovyetler bu deneyimden nasýl saðlam çýkacaktýr? Öyle anlaþýlýyor ki Sovyet deneyimi bugün tarumar oluyor. Aslýnda bu bir anlamda olumludur. Kapitalist emperyalist sistem karþýsýnda ama ayni zamanda da toplumun baþýnda sömürücü, baskýcý bir güç olan bu sosyalizmin, daha doðrusu sosyalizmi týkayan bu sistemin aþýlmasý veya paramparça olmasý çýkýþ için ilk gereksinimlerden birisi olarak kendini dayatýr. Dolayýsýyla yýkýlan sosyalizm deðil, bilakis sosyalizmin kendini geliþtirme, kendini savunmasýnýn önüne dikilen engelin, aygýtýn, aracýn ta kendisi oluyor.

Eðer sosyalizm çýkýþ yapacaksa, her þeyden önce önündeki bu devlet engelinin veya devletin, sosyalizm adýna her þeyi ele alýþ, her þeyi hallederim dediði noktadan baþlayacaktýr. Sözüm ona sosyalist insan, sosyalist topluma tabii olmaktadýr! Hiçbir þey düþünemez duruma gelmiþ, her þeyi devletten bekler bir konuma getirilmiþtir. Bir kapitalist toplumdaki bireyin inisiyatifi, sosyalist toplumdaki bireyde yoktur. Giriþkenliði, atýlýmcýlýðý, yaratýcýlýðý geliþmemiþtir veya ket vurulmuþtur. Ulusal çapta da bu böyledir. Sosyalist uluslar neredeyse ütopik uluslar durumuna gelmiþlerdir. Hayatla baðlarýný oldukça koparmýþlardýr. Bu ciddi bir sapmanýn veya engelin varlýðýna tanýklýk eder.

Sosyalizmin varacaðý yer bu olmamalýydý. Bir defa kapitalizme veya özellikle kapitalizmin, emperyalizmin gerçekten toplumsal dýþýlýða ne kadar yer açtýðý, toplumun üzerine nasýl çullandýðý, doðanýn tahribatýný nasýl geliþtirdiðini göz önüne getirdiðimizde, sosyalizmin kaderi olmamalýydý. Oldukça geliþmiþ açýlýmlara, çözümlemelere mutlaka ulaþmasý gerekirdi.

Ama öyle anlaþýlýyor ki yine Sovyet deneyimi sosyalizm deneyiminden öteye, sosyalizmden esinlenerek, hatta içinde çok deðerli sosyalistlerin de mücadele ederek, sonuçta milli sosyalizm biçiminde veya sosyalizmin geri toplumlarda dönemine göre henüz tam kapitalistleþme imkâný bulamamýþ, fakat kapitalistleþmek isteyen sosyal geliþmenin veya sýnýfsal geliþmenin bir ifadesi olmuþtur. Öyle ki bireysel yolla kapitalistleþmenin, emperyalist koþullarda fazla mümkün olmamasý ve bazý toplumlarýn kapitalistleþmeyi Bati Avrupa’da veya Batý sistemindeki gibi gerçekleþtiremeyiþleri onlarý sosyalizm etiketli bir yönteme, yani devletçiliðe yöneltiyor. Bu günümüzde daha iyi anlaþýlmýþtýr.

Devletçiliðin sosyalizm olmadýðý ki, baþta bu söyleniyordu bizzat Lenin tarafýndan da söylenir. Devlet kapitalizmi bizim için gereklidir, kaba sosyalizm deðildir. Geliþen de devlet kapitalizmi oldu. Bireye dayalý kapitalizm mümkün olduðu gibi, devlete dayalý kapitalizm de mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti'nin oluþum döneminde bireysel yolla kapitalizm geliþtirilemiyordu, kapitalist ortaya çýkmýyordu. Türk devletçiliði bile ancak kapitalizmin devlet eliyle geliþtirilebileceðini gösterir. Bu, aslýnda bu dönemin benzer birçok ülkesinde kendini ortaya çýkaran bir durumdur. Yaratýcý kapitalist yok, dolayýsýyla kolektif bir kapitalizme ihtiyaç vardýr, o da devletçiliktir. Sovyetler bunun en önde gelen önderliðini yaptý. Sovyet deneyimi öyle anlaþýlýyor ki, içinde her ne kadar sosyalizm de olsa, sosyalist inþanýn aðýr bastýðý bir dönem var. Mesela bir Stalin dönemi önemli oranda sosyalizmin aðýr bastýðý bir dönemdir. Fakat kapitalizm de vardýr.

Bürokrasi, kapitalizm demektir.

Gereksiz yere artan bürokrasi, artan kapitalizmdir

Bu da artan burjuvazidir. Emeðin de kendini burada örgütlemesi var. Kendini devlet içinde güçlü tutmasý vardýr ama bürokrasi de vardýr. Bildiðimiz gibi bunlar þimdi daha þiddetli çekiþiyorlar. Bugün 1 Mayýs’ta Sovyet Rusya’nýn baþý Yeltsin ile Sovyetler’in baþý Gorbaçov iþçilere bir þeyler anlatma ihtiyacýný duyuyorlar. Bunlar bürokrasinin temsilcileri iken iþçilerde grevlerde bunlarýn istifasýný istiyorlar. Demek ki, bir mücadele var, bürokrasiyle iþçilerin arasýnda için için giden bir mücadele var. Sovyet örneðine iliþkin olarak daha fazla söylenecek þeyler vardýr. Bunlar milli sosyalizm adýna, bir de milli kapitalizm olarak deðerlendirilmelidirler.

Bugün tepeden, liberal kapitalizme veya serbest piyasaya dayalý kapitalizme yol aldýrýlmak isteniliyor. Bu da þunu gösterir: Devlet eliyle geliþtirilen bir kapitalizm artýk belli ölçüde týkanmýþtýr ve artýk devlet kapitalizmine daha fazla yol aldýrtmak mümkün deðildir. Sovyet deneyimini yalnýz kapitalist deneyim olarak görmüyoruz. Sovyet deneyiminin hem dönem itibariyle, hem de nicelik itibariyle önemli oranda sosyalizmi yaþadýðýný ve halen de yaþayacaðýný söylüyoruz ama bunun için de kapitalizmin ögeleri, kapitalizmin temsilcileri, kapitalizmin sektörü diyebileceklerimizin de az olmadýðý, olmayacaðýdýr. Aslýnda Sovyet deneyimi ve bunda iþçi köylü diktatörlüðü diye tabir edilen devletin kendisi bir yerde sýnýf mücadelesidir, tepede devlet bünyesinde yoðunlaþmýþ ve kilitlenmiþ bir mücadeledir. Parti içinde çok iyi bildiðimiz gibi 1930’larda bu çok geliþti.

Sovyetler Birliði Komünist Partisi’nde 1940’lara kadar verilen büyük bir mücadele vardýr. Bu mücadelede gerçekten çok büyük tasfiyeler gerçekleþmiþtir. Stalin’in sanýrsam 1935’te seçtiði bir merkez komitesi vardýr. Yarýsýndan fazlasý tasfiyeye uðramak zorunda kalýr. II. Dünya Savaþý'na deðin geldiðimizde bu yýldaki kongrede seçilen merkezin yarýdan fazlasý ve hatta partinin de üyelerinin yarýsý tasfiyeye uðramaktan kurtulamaz. Bu büyük bir mücadeledir. Stalin ne kadar haklý, ne kadar haksýz tartýþmasý bir yana, fiilen büyük bir mücadelenin verilmiþ olduðunu gösteriyor. Daha önce de vardýr; 1928’lerde de, 1925’lerde de vardýr. Bizzat Lenin döneminde bu mücadeleler çok þiddetlidir. Daha 1900’lerin baþlarýnda Menþevikler bir hizip olarak ortaya çýktýðýnda Bolþeviklerle þiddetli çatýþýrlar. Sosyalist devrimciler giderek uzlaþýrlar ve bu, 1940’lara doðru geldiðimizde bir sonuca baðlanýr. Aslýnda orada sonuca baðlanan parti içindeki sýnýf mücadelesidir.

Parti içinde sýnýf mücadelesi Stalin tarafýndan kesiliyor, donduruluyor. Bu, devlete taþýrýlýyor, devlet olarak ifadesini buluyor. Buna bir de Hitler tehlikesini eklersek parti artýk dondurulacaktýr. Parti içi mücadeleler kesilecektir. Devlet eliyle sosyalizmin kendini savunma dönemine geçileceði açýktýr. "Büyük anavatanýn savunulmasý" denilen bir sürece giriliyor. Ölüm kalým yýllarýdýr ayný zamanda. Parti içinde dondurulup devlet içine taþýrýlan bir mücadele, devlet içinde de dondurulan bir mücadele. Stalin de daha tam sonucunu görmedi. Tabi bu mücadele bir kiþinin þahsýyla sýnýrlý deðildir. Ondan sonra yeni bir döneme girilen bir mücadele söz konusudur.

 

Kruþçev Brejnev dönemi denilen mücadele, bir anlamda parti içinde sýnýf mücadelesinin yozlaþtýrýlmasý veya dondurulmasý, devletin ciddi bir engel olarak artýk sosyalizmin önüne dikilmesidir. Kapitalist öðe özelliklerinin daha da vücut bulmasý, bürokrasinin ve böylece bir bürokrat kuþaðýn egemenliðine yol açýlmasýdýr. Bu, ayný zamanda devlet kapitalizminin oldukça güç kazanmasýdýr. Gorbaçov türü bir geliþmenin objektif koþullarýnýn olgunlaþmasýdýr.

Kruþçev Brejnev dönemi biraz da budur. Stalin dönemi üzerine çok þey söylene bilinir. Zaten çok tartýþýlýyor. Daha da tartýþýlacak. Öz olarak ifade edilirse; Stalin dönemi sýnýf mücadelesinin, parti içinde burjuva öðelere karþý çok kaba yöntemlerle, yetersiz yöntemlerle de olsa ve kendi özgüllüðü içinde, kendi dönemi itibariyle iþçi köylüler adýna, emekçiler adýna bir sonuca baðlanmasýdýr. Devletin abartýlmasýna, partideki sýnýf mücadelesini antidemokratik yöntemlerle kesip devlete dayanma, devletin gücünü öne çýkarma, devletle artýk sonuca gitme ki o da, "büyük anavatan savunmasý" diye bir dönemin adýdýr hedeflenmiþtir. Zorunludur denilir. Emperyalist kuþatma, faþizmin saldýrýsý, büyük Hitler saldýrýsý.. vb. nedenlerle artýk bir anlamda devletin abartýlmasý, devlet gücünün azamileþtirilmesi, partideki mücadelelerin anlamsýz bir biçimde sekteye uðratýlmasý, durdurulmasý, o bildiðimiz sorunlarýn kaynaðýný oluþturur.

Bundan burjuvazi bürokratik güç kazanýr. Gorbaçov dönemi, devlet tekelciliði temelinde günümüzde geliþen devlet bürokrasisi, veya bir burjuva türünde buna daha da yol açmak istiyor. Biraz daha yaþamýný güvenceye baðlamak istiyor. Aslýnda Sovyet deneyimi, ulusal kurtuluþ mücadelelere, sosyal mücadelelere verdiði destek var. Þimdi Gorbaçov’un birden bire bu destekleri kesmesi anlaþýlmaz deðildir. Sovyetler ‘deki bürokrasinin çýkarlarýnýn bir gereðidir.

Diðer ulusal kurtuluþ mücadeleleri, sosyal mücadeleleri destekleme gereði duymaz. Kendisine gerekli olan bürokratik temeldeki sýnýfsallaþmayý biraz daha geliþtirmektir. O da emperyalist burjuvaziyle uzlaþmayla mümkündür. Bu da genelde burjuvaziyi, küçük burjuvaziyi geliþtirmeyle mümkündür. Ýçerde özel mülkiyete tanýnan ayrýcalýklar, dýþarýda emperyalist burjuvaziyle giriþilen iliþkiler, Sovyet bürokratik burjuvazisini palazlandýrmak, ona nefes aldýrmak, onu iktidarý içinde güçlü tutmak içindir. Tamamen böyle olmasa da aðýrlýk yönü böyle olan bir geliþmedir. Bu bir defa þiddetli çekiþmelerle karþý karþýya olan bir modeldir.

Yeltsin örneðinde Ruslar "bizim kaynaklar daha zengindir" diyorlardý. "Biz daha hýzlý liberal ekonomiye gitmek istiyoruz, kaynaklarýmýza sahip çýkmak istiyoruz, ordumuza sahip çýkmak istiyoruz" diyorlardý. Bu, büyük Rus þovenizmine kadar götürdü. Zaten daha önceki küçük uluslarýn þovenizmi de bastýrýlmýþtý. Bundan da güç alarak o da geliþir. Bildiðimiz gibi iþte daha þimdiden geliþen milliyetçiliktir veya bir burjuva, küçük uluslarýn burjuvasýdýr. Bunlarýn milliyetçiliðe sarýlmasýdýr. Hepsi, sözüm ona dýþarýya açýlmak istiyor, birbirleriyle yeniden iliþki arýyorlar. Burada "her þeyi burjuvazi mi tayin ediyor?" denilir. Hayýr. Sovyet deneyimi tamamen bir burjuva deneyimi midir? Hayýr, ama belli ki mesafe alýnmýþtýr. Güç kazanýlmýþtýr. Bitmemiþ bir mücadeledir.

Burada da þimdiden daha þiddetli bir sosyal ulusal mücadelenin için için geliþtiðini görmek zor deðil. Burada Sovyet deneyimi bahane edilerek geliþtirilen anti sosyalist hücumlar kesinlikle burjuva karakterli ve sosyalizmden zarar gören bütün çevrelerin, sýnýflarýn saldýrýsýdýr. Sosyalizmin burada kendisini savunmada zorlanmasý, gerçekten teorik olarak, pratik olarak kendini geliþtirmemesinde aranmalýdýr. Güçlü önderler bu dönemlerde yetiþmemiþtir. Sosyalizm bu nedenle günümüzde kendisini savunamýyor. Doðu Avrupa ülkelerindeki deneyimler, koca bir bürokrasinin þiþmesinden baþta bir þey deðildir. Sosyalizmle de fazla alakalarý yoktur.

ÖZGÜRLÜÐE GÖZÜNÜ DÝKEMEYENÝN GÜCÜ OLAMAZ

Ben kadýnla yüreðim ve aklýmla iliþkilendim.

15 AÐUSTOS ATILIMI BÝR ÝNADIN BÝR ÝNANCIN ATILIMIDIR-2

Biz Kimsenin Adýný Bile Söyleyemediði Bir Ülkenin Yurtseverliðini Yaptýk

15 AÐUSTOS ATILIMI BÝR ÝNADIN BÝR ÝNANCIN ATILIMIDIR -1

Bu savaþ büyük düþünmenin ve büyük yüreðin savaþýdýr.

2018 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]