22/02/2018

AKP 12 EYLÜL’Ü RESTORE ETMEK ÝSTEMEKTEDÝR

12 Eylül saldýrýlarý dýþ dünyanýn da desteðini aldýðýndan çok pervasýz yapýlmýþtýr. Zaten 12 Eylül darbesi yapýldýðýnda ABD’li bir yetkili “bizim çocuklar yaptý” demiþtir.

 

 

 

 

 

Mustafa KARASU


12 Eylül’ün üzerinden 35 yýl geçti. 12 Eylül hala tartýþýlýyor. Þu açýktýr ki, 12 Eylül Türkiye tarihinde yeni bir dönemi ifade ediyor. Aslýnda 12 Eylül’le birlikte Cumhuriyet kendini yeniden yapýlandýrmaya çalýþmýþtýr. Bugün de bu yapýlandýrmanýn etkileri sürmektedir. Bu açýdan 12 Eylül’ü iyi anlamak gerekiyor. Bunun için de 12 Eylül’e geliþ etkenlerini, neden 12 Eylül gerçekleþti, 12 Eylül neyi gerçekleþtirmek istedi, Türkiye'yi nasýl yapýlandýrmak istedi, bu sorularýn cevabýný iyi vermek gerekir.  

12 Eylül, Türkiye'de yaþanan sosyal ve siyasal deðiþikliklerin sonucu gerçekleþmiþtir. 12 Eylül’ü ortaya çýkaran etkenler, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluþundaki sosyal ve siyasal dinamiklerin deðiþmesi, bu çerçevede Cumhuriyeti yeniden þekillendirme ihtiyacý temelinde ortaya çýkmýþtýr. Türkiye Cumhuriyeti, kuruluþunda kapitalist modernitenin ulus-devletçi zihniyetiyle oluþmuþtur. Türkiye Cumhuriyeti sýnýrlarý içinde bir ulus-devlet yaratmak hedeflenmiþtir. Bunun için de Türkiye sýnýrlarý içindeki bütün farklýlýklarýn ortadan kaldýrýlmasý hedeflenmiþtir. Kuþkusuz Lozan’da Türk devletine ulus-devlet kurma onayý verilirken, diðer yandan Batýnýn modernist deðerlerini, kapitalist sistemini de benimsemesi dayatýlmýþtýr. Bu temelde Türkiye’de bir ulus-devlet kurulmasýna izin verilmiþtir. Ulus-devletin kurulmasýna izin verilmesinde Türkiye'nin Musul-Kerkük’ten vazgeçmesi en temel etkenken, diðer etken de, Türkiye'nin kapitalist modernist sistem içinde kalma sözüdür, kararýdýr.

Türkiye Cumhuriyeti kuruluþunda siyasal olarak ulus-devleti hedeflerken, bu hedefin belirtilen çerçevede yaratmasý açýsýndan da Kürtlerin, Ýslamcýlarýn ve sosyalistlerin bu sistemden dýþlanmasý gerekmiþtir. Dolayýsýyla bu sistem Kürt karþýtý, sol karþýtý ve siyasal Ýslam’ý sistemden dýþlayan bir karakterde kurulmuþ, böyle þekillenmiþtir. Siyasal sistemini, sosyal yaþamýný, kültürel yaþamýný, iç ve dýþ politikasýný da bu temelde kurmaya yönelmiþtir. Bu açýdan da Kürtler fiziki ve kültürel soykýrýmla ortadan kaldýrýlmak istenirken, sosyalistler aðýr baský altýna alýnmýþtýr. Ýslam da devlet kontrolüne alýnýp ulus-devlet doðrultusunda kullanýlýrken, siyasi Ýslam Türkiye siyasi yaþamýndan dýþlanmýþtýr. Toplumun inancýnýn da ancak devlete hizmet ettiði oranda kendisini var etmesine izin verilmiþtir. Daha doðrusu devletin kontrolünde örgütlendirilen, devletin kontrolünde þekillendirilen bir Ýslam politikasý yürütülmüþtür.

Ancak tüm bastýrmalara raðmen Kürtler bu sisteme karþý her fýrsatta itirazlarýný sürdürmüþler; sosyalistler de bu sisteme karþý her zaman bir mücadele içinde olmuþlardýr. Ancak sitemden dýþlanan siyasal Ýslam çok fazla direnmemiþtir. Bazý itirazlarý olmuþtur, ama devlet Ýslam’ý kendi kontrolünde tuttuðundan Ýslami çevrelerdeki itirazlar devlete karþý güçlü bir itiraza, mücadeleye dönüþmemiþtir. Ancak bu üç kesimin de sistemden dýþlanmasý sürekli direnme ve rahatsýzlýk konusu olmaya devam etmiþtir.

1960 askeri darbesiyle birlikte Türkiye'nin Avrupa Birliðine girmek ve Avrupa’yla sýký iliþkiler içinde olmak istemesi, Türkiye'de siyasal ve sosyal yaþamda kýsmi rahatlamalar ortaya çýkarmýþtýr. Daha doðrusu toplumsal yaþamda ortaya çýkan geliþmeler, yine dünyadaki siyasal geliþmeler Türkiye'de düþünce ve örgütlenmede kýsmi yumuþamalar yapma durumunu ortaya çýkarmýþtýr. Bu yaklaþýmla toplumsal tepkilerin azaltýlmasý ve sistem içi hale getirilmesi hedeflenmiþtir. 1960’larýn sonunda özellikle Türkiye'deki sosyalist hareketin geliþmesi, Türkiye'de sol düþüncenin özellikle gençlik içinde kendini öðütlü kýlmasý ve giderek devlete, sisteme itiraz eden, bu sisteme karþý meydan okuyan bir duruma gelmesi, Kürtlerin Türkiye'deki sol ve sosyalist güçler kadar olmasa da gençler içinde Türk devletinin Kürt politikasýna yönelik bazý itirazlarýný ortaya çýkmasý; yine Milli Selamet Partisi’nde Erbakan’ýn siyasal tutumunda olduðu gibi siyasal Ýslam’ýn kendini örgütlemeye çalýþmasý Türkiye'nin kuruluþundaki sistemi zorlar hale gelmiþtir. Özellikle de devrimci sosyalist gençlerin örgütlenerek mücadeleyi geliþtirme çabalarý karþýsýnda sistem siyasal ve sosyal olarak belli bir kriz içine girmiþtir. Bunun sonucu Cumhuriyeti kuran ve bugüne kadar sistemin koruyucusu ve kollayýcýsý olan ordu devreye girerek 12 Mart askeri darbesini gerçekleþtirmiþtir.

12 Mart askeri darbesiyle özellikle sosyalist güçler, sosyalist devrimci gençler ezilmek istenmiþtir. Çünkü Türkiye toplumunun en dinamik güçleri onlardýr. 12 Mart askeri darbesi en fazla onlarýn üzerine gitmiþtir. Kürt gençleri içinde bazý itirazlarda bulunan çevrelerin de üzerine gidilmiþ, onlara mevcut sisteme karþý býrakalým eyleme geçmeyi, düþünce alanýnda bile müsaade edilemeyeceði gösterilmiþtir. Bu açýdan Doðu Devrimci Kültür Ocaklarý (DDKO) biçiminde örgütlenen gençler de yargýlama konusu olmuþtur. Bu dönemde yeni yeni örgütlenen Milli Selamet Partisi ve siyasal Ýslamcýlarýn da 12 Mart muhtýrasýyla örgütlülükleri daðýtýlmaya ve sýnýrlandýrýlmaya çalýþýlmýþtýr. Kuþkusuz en sert müdahale sola ve sosyalistlere olmuþtur. Birçok genç devrimci katledilmiþtir. Binlerce sosyalist genç yakalanarak iþkencelerden geçirilmiþ, zindanlara atýlmýþtýr. Hüseyin Ýnan, Deniz Gezmiþ ve Yusuf Aslan da idam edilmiþlerdir. Bu durum, Türkiye'deki sisteme yönelik itirazýn sadece Kürtlerde deðil de bütün Türkiye toplumunda da var olduðu gerçeðini ortaya çýkarmýþtýr. Bu yönüyle 12 Mart öncesi gençlik öncülüðünde Türkiye'de geliþen siyasal muhalefet Türkiye Cumhuriyetinin kuruluþundan bugüne kadar ortaya çýkan en temel farktýr. Daha önce de bazý sosyalistlerin tutuklanmasý olsa da bu düzeyde kapsamlý bir tutuklama ve saldýrý gerçekleþtirilmemiþtir.

12 Mart sol ve sosyalist güçlerin üzerine þiddetle gittikten sonra solun ezildiði düþünülerek 1973’te seçimlere gidilmiþtir. Ancak Türkiye toplumu 12 Mart baskýsý, özellikle de idamlar, devrimcilerin katledilmesi karþýsýnda sisteme karþý daha da tepkilenmiþtir. 1973’teki seçimde Türkiye halký ve Kürt halký bu tepkilerini CHP’yi birinci parti haline getirerek ortaya koymuþtur. CHP birinci parti haline gelirken, Ecevit “Ne ezilen, ne ezen, insanca, hakça düzen” diyerek toplumdaki bu tepkiyi etrafýnda toplamýþtýr. Karaoðlan figürüyle ezilen, horlanan halkýn sempatisini kazanmýþtýr ve büyük bir rüzgar estirmiþtir. Bu rüzgarý estiren, Ecevit’in karizmatik kiþiliðinden çok, kullandýðý slogandýr. “Ne ezilen, ne ezen, insanca, hakça düzen!” Türkiye halklarýndan destek görmüþtür. Bu, aslýnda sol düþüncenin, demokratik düþüncenin Türkiye'de geliþtiðini ortaya koymuþtur. Türkiye'deki toplumsal eðilimin sola, sosyalizme yönelik olduðu ortaya çýkmýþtýr.

Ecevit’in seçimi kazanmasýndan sonra Türkiye'deki bu toplumsal, siyasal eðilim, özellikle Deniz’in, Hüseyin ve Yusuf’un idamý, Mahirlerin Kýzýldere’de, Ýbrahim Kaypakkaya’nýn iþkencede katledilmesi, Nurhak daðlarýnda gerilla mücadelesi baþlatmak isteyen devrimcilerin katledilmesi, Türkiye'de ve Kürdistan'da halký yýldýrmamýþ, onlarýn düþünceleri, idealleri uðruna yaþamlarýný vermesi, bir amaç uðruna genç yaþlarýnda gözlerini kýrpmadan idam sehpalarýnda ölüme gitmeleri, Türkiye ve Kürdistan'daki gençlik içinde de bir amaç uðruna mücadele etme eðilimini güçlendirmiþtir. Toplumdaki sisteme karþý muhalefet, gençlikte bu sisteme karþý örgütlenme ve mücadele eðilimini ortaya çýkarmýþ ve kýsa sürede Türkiye'de devrimci gençlik hareketi geliþmiþtir. 1973’le birlikte Türkiye'de devrimci gençliðin örgütlendiði bir geliþme ortaya çýkmýþtýr.

Bu dönem ayný zamanda Önder Apo þahsýnda bir grubun örgütlenmesi sürecidir. 1973 Baharýnda Önder Apo’nun 6 arkadaþýyla Çubuk Barajýnda örgütlenmesi, “Kürdistan sömürgedir” diyerek Kürdistan'da bir ulusal kurtuluþ mücadelesi ihtiyacýný ortaya koymalarý, Türkiye'de yaþanan sisteme sadece Türkiye'deki devrimci gençliðin deðil, Kürdistan'daki devrimci gençliðin de bir tutum geliþtireceðini göstermiþtir. Önder Apo ilk önceleri Türkiye'deki devrimci sosyalist güçlerle ortak bir mücadele yürütmeyi düþünürken, sonuçta Türkiye'deki devrimci hareketin Kürt halkýyla ortak mücadele yaklaþýmý içinde olmayýþý, daha çok hegemonik, buyurgan, kendisinin yedeðine alan bir zihniyet, bir yaklaþým, tutum göstermesi karþýsýnda Önder Apo, Apocular grubu olarak ayrý bir örgütlenme baþlatmýþtýr. Bir taraftan Türkiye'deki devrimci gençlik hareketinin geliþmesi, diðer taraftan Apocular grubunun ortaya çýkmasýyla birlikte hýzlý olarak geliþmesi Türkiye'deki siyasal ortamý doðrudan etkilemiþtir. 1977 yýlýna gelindiðinde Türkiye'deki geliþmeleri belirleyen, Türkiye siyasetine aðýrlýðýný koyan güç, Türkiye'deki devrimci sosyalist mücadeleyle Kürdistan'daki sosyalist çizgideki özgürlük ve demokrasi mücadelesi olmuþtur.

Hem Kürdistan'da hem de Türkiye'de devrimci güçler kýsa sürede baþta gençlik ve iþçiler olmak üzere tüm toplumu örgütleyen bir düzey kazanmýþlardýr. Öyle ki, 1977’den itibaren Türk devleti Türkiye ve Kürdistan'daki bu devrimci mücadeleyi önlemek için devlet güdümündeki faþist güçleri devreye koymuþtur. Daha doðrusu NATO devreye girerek Türkiye ve Kürdistan'daki devrimci sosyalist mücadelenin önünü alacak Gladoio’yu, faþist çeteleri devrimci güçlerin üzerine sürmüþtür. Türkiye önemli bir NATO ülkesi olduðundan, bu önemli NATO ülkesinde siyasal sistemin deðiþmesini kendileri açýsýndan kabul edilemez görmüþlerdir.

Nitekim Türkiye'de ve Kürdistan'daki devrimci güçlere karþý saldýrýyý yeni bir boyuta vardýrmak için Maraþ’ta bir katliam gerçekleþtirmiþler, bu katliam üzerinden ilk önce belli bölgelerde, daha sonra da Türkiye ve Kürdistan'ýn genelinde sýkýyönetim ilan ederek devrimci güçlere karþý topyekun bir saldýrý içine girmiþlerdir. Ancak Türkiye'deki ve Kürdistan'daki devrimci mücadele bu sýkýyönetim koþullarýnda durdurulamamýþ, örgütlülüðünü ve direniþini geliþtirmiþtir. Öyle ki, 1979’lara gelindiðinde Türkiye tam bir iç savaþ halindedir. Türkiye toplumu büyük bir yarýlma yaþamaktadýr, gençler bölünmüþtür, sokaklar bölünmüþtür, iþçiler ve memurlar bölünmüþtür. Öyle ki saðlýk elemanlarý ve polisler bile devrimci ve ülkücü olarak bir bölünme içine girmiþtir. Bu bölünme polisten askere kadar yayýlan bir eðilim içindedir. Türk polisi istediði zaman istediði yerde operasyon yapamamaktadýr, devlet hakimiyetini önemli oranda kaybetmiþtir.

Türkiye'de böyle bir bölünme yaþanmýþken, Kürdistan'da ise özellikle Apocular grubu ve daha sonra partileþen PKK öncülüðünde geliþen Kürdistan özgürlük mücadelesi Kürdistan'ýn birçok yerinde büyük geliþmeler ortaya çýkarmýþtýr. Kürt gençleri Apocular etrafýnda Kürdistan'ýn birçok yerinde etkili olmaya baþlamýþlardýr. Her ne kadar bazý küçük burjuva milliyetçi, teslimiyetçi gruplar olsa da, aðalara, beylere dayanan ve KDP ile iliþkili bu güçler sömürgeci Türk devletine karþý mücadelede etkin bir durumda olamamýþlardýr. Ancak Apocu grup hem aðalara karþý mücadelede hem de Türk devletine karþý mücadelede kýsa sürede büyük baþarýlar elde etmiþ, Antep, Urfa, Batman, Mardin, Dersim, Amed ve Serhat alanlarý baþta olmak üzere Kürdistan'ýn birçok yerinde önemli geliþmeler saðlamýþtýr. Her ne kadar 1978 Maraþ Katliamýndan sonra Kürdistan'da saldýrýlar arttýrýlmýþ, yine küçük burjuva teslimiyetçi milliyetçi gruplar bir araya getirilerek Kürt Özgürlük Hareketi'ne saldýrtýlmýþ olsalar da, Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kürdistan'daki geliþmesi durdurulamamýþtýr. Türkiye'de de gençlere karþý, iþçilere karþý saldýrýlar gerçekleþtirilmiþ olsa da, devrimci gençlik hareketinin, sosyalist hareketin, emek hareketinin geliþimi durdurulamamýþtýr. Türk devleti tarihindeki en büyük sarsýntýyý yaþamaktadýr. Özellikle de ulus-devlet olarak kurulan Türkiye Cumhuriyetinin Kürtlere karþý yürüttüðü kültürel soykýrýmcý politikasýnda önemli bir gedik açýlmýþtýr. Kürdistan'da büyük bir uyanýþ gerçekleþtirilmiþtir. Bu durum, Türkiye'de eski sistemin sürdürülemediði, eski sistemin büyük bir çöküntü yaþadýðý gerçeðini ortaya çýkarmýþtýr. Öte yandan NATO üyesi olan Türkiye, NATO’nun verdiði görevleri yapacak ülke konumundan çýkmýþtýr. Býrakalým NATO’nun, kapitalist sistemin üzerine verdiði görevleri yerine getirmeyi, kendisini bile ayakta tutamayacak hale gelmiþtir.

Ýþte bu gerçeklik yeni bir durum ortaya çýkarmýþtýr. Zaten Ortadoðu'da Ýran Ýslam Devrimi gerçekleþmiþ, Batýnýn en önemli iliþkilerinden olan Ýran kaybedilmiþtir. Yine Afganistan’da Sovyetler Birliðine baðlý güçler bir darbe yaparak iktidarý ele geçirmiþlerdir. Bu durum NATO ve kapitalist modernist güçler açýsýndan büyük bir tehdit ortaya çýkarmýþtýr. Hem dünya dengelerinin kurulduðu Ortadoðu'da bu tehdidin geliþmesi, hem de Türkiye içinde Türk devletinin kuruluþ temellerinin ortadan kalkacaðý bir siyasal ortamýn ortaya çýkmasý NATO’yu da, Türkiye'deki egemen iktidar bloðunu da harekete geçirmiþtir. Bunun sonucu 12 Eylül askeri darbesi gerçekleþmiþtir.

12 Eylül askeri darbesi muhalifleri ezip, susturup sonra da 12 Mart’ta olduðu gibi geri çekilmeyi düþünen bir darbe olarak gerçekleþmemiþtir. Hem NATO açýsýndan hem de Türkiye'deki siyasal elit açýsýndan yeni bir Türkiye'nin yaratýlmasý hedeflenmiþtir. Çünkü artýk eski siyasi anlayýþ ve toplumsal temele dayanarak Türk devletinin kendini var edemeyeceði anlaþýlmýþtýr. Bu yönüyle Türkiye'deki sistem yeni temellerde geliþtirilip güçlendirilmek istenmiþtir. Bunun için en baþta Kürtlerin özgürlük ve demokrasi taleplerinin ve bu temelde örgütlenmelerinin tümüyle ezilmesi hedeflenmiþtir. Türk devleti hedeflediði ulus-devlete ulaþmada en büyük tehlike olarak Kürtleri gördüðünden Kürtleri ezip direniþini kýrarak kültürel soykýrýmý hýzlandýrýp ulus-devletin kuruluþ hedeflerine ulaþmak istemiþtir. Bunun için 12 Eylül askeri darbesiyle birlikte hedefleri doðrultusunda Kürtlerin üzerine çok þiddetle gidilmiþtir. Kürt Özgürlük Hareketi'nin, yani PKK'nin üzerine çok þiddetle gidilmiþtir. Amiyane deyimle PKK'nin Kürdistan'da kökü kazýnmak istenmiþtir. 12 Eylül darbesinin birinci hedefi Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezmek, bir daha Kürdistan'da Kürtlük adýna hiçbir hareketin ortaya çýkmayacaðý bir toplumsal ve siyasal ortam yaratmaktý. Bu nedenle Kürdistan boydan boya yeniden iþgal edilmiþ, tam bir terör estirilmiþtir. On binlerce insan gözaltýna alýnmýþ, iþkenceden geçirilmiþ, binlercesi de zindanlara atýlmýþtýr. Özellikle de PKK'nin tümden tasfiye edileceði bir kök kazýma harekatý baþlatýldýðýndan, dýþarýda PKK'ye selam veren, ekmek veren herkes dahi içeriye alýnmýþtýr. Özellikle Amed olmak üzere zindanlara atýlan PKK’li tutsaklar þahsýnda PKK'nin, Kürt Özgürlük Hareketi'nin kökü kazýnmak istenmiþtir. Zindandaki tutsaklar þahsýnda PKK zindanýn betonlarýna gömülmek istenmiþtir. Bu açýdan hala da unutulmayan ve herkesin artýk beynine iþleyen Diyarbakýr’daki zulüm düzeni kurulmuþtur.

Türkiye'de de devrimci hareketlerin ezilmesi için saldýrýlar çok yoðun arttýrýlmýþtýr. Türkiye'de sistemin ilk kuruluþundan itibaren hedeflenen sol ve sosyalistlerin tümden ezilmesi için de özel planlamalar ve uygulamalar geliþtirilmiþtir. Türk devleti sol güçleri hem Kürtlerle ittifak olacak bir güç olarak gördüðünden, hem de NATO’nun bir üyesi olarak sol düþmanlýðý temelinde örgütlendirildiðinden sola karþý da çok kapsamlý operasyonlar gerçekleþtirmiþtir. Solun ve Kürtlerin ezilmesi üzerinden yeni bir sistem kurulmasý hedeflenmiþtir. Ýslamcý güçler açýsýndan ise yeni bir politika benimsenmiþtir. Onlarýn radikal yönlü olanlarý törpülenecek ve sisteme dahil edilecektir. Aslýnda siyasal Ýslam projesi ya da bugünkü AKP gibi bir partinin ortaya çýkarýlmasý projesi 12 Eylül projesidir. Bu nedenle Kenan Evren Kur’an’la meydanlarda þehir þehir, meydan meydan dolaþmýþtýr. Eskiden devlet Ýslam’ý yaratýlmaya çalýþýlmýþ, Diyanet Ýþleri Baþkanlýðý devletin kontrolünde kurulmuþ, Ýmam Hatipler devletin kontrolünde olmuþ, bu temelde devlet dini kontrol eden ve kullanan bir politika izlemiþtir. Ancak gelinen aþamada bunun kendileri için yeterli olmadýðýný, Ýslami kesimde de belli bir itirazýn olduðunu, bu itirazýn da sola karþý, Kürtlere karþý mücadelede bir zayýflýk olduðunu görerek siyasal Ýslam’ý ve tarikatlarý tümden devletten dýþlayan deðil de, devlet içine alan, sistem içileþtiren bir politika izlenmiþtir. Siyasal Ýslam’ýn sistem içileþen törpülenmiþ kesiminin devlet içine alýnmasý süreci böyle baþlamýþtýr.

12 Eylül askeri darbesinin amacý esas olarak solun ezildiði, Kürtlerin ezildiði, siyasal Ýslam’ýn da radikal yanlarýnýn törpülenerek mevcut devlet sistemine eklemlendiði yeni bir Türkiye þekillenmesi yaratmak olmuþtur. 12 Eylül askeri darbesi bu amaçla gerçekleþmiþtir. Bunun için de özellikle geliþen Kürt dinamiðini, sol demokrat dinamiði ezmeyi esas almýþtýr. Bu konuda gerçekten de tamamen bir kök kazýma, bitirme politikasý ve uygulamasý devreye konulmuþtur. Baþta Amed olmak üzere tüm zindanlarda baskýlarýn yoðunlaþtýrýlmasý, devrimcilerin teslim alýndýðý alanlar haline getirilmek istenmesi böyle bir amaçla baðlantýlýdýr. Eðer bu yönlü bir amaç olmasaydý zindandaki uygulamalar da bu kadar vahþice gerçekleþmezdi. Bu açýdan sadece kontrol altýna alma, etkisizleþtirme deðil, tümden ezip kök kazýma biçiminde bir hedefi olduðundan, zindanlara atýldýðýnda bile tümden bitirmeyi, yok etmeyi hedefleyen bir zulüm politikasý izlenmiþtir. Bu açýdan Türk devletinin neyi amaçladýðý konusu zindan politikasýna bakarak da görülebilir. Zaten dýþarýda da en fazla devrimci hareket nerede geliþmiþse orayý ezmek istemiþlerdir. Kürdistan'da Hilvan’dýr, Siverek’tir, Batman’dýr, Mardin’in bir kesimidir, Antep’tir, Dersim’dir. Buralarýn üzerine PKK ile iliþkilendiklerine bin piþman ettirilmek için þiddetle gidilmiþtir. Apocu grubun olduðu yerlerde gerçekten neredeyse insanlarý doðduðuna piþman ettiren bir zulüm düzeni kurulmuþtur.

Türkiye'de de özellikle solun ortaya çýktýðý, geliþtiði alanlarda baský çok arttýrýlmýþtýr. Belki de Karadeniz bu baskýlardan en fazla nasibini alan yerlerden olmuþtur. Sadece Ýstanbul gibi, Ankara gibi, Çukurova gibi yerler deðil, özellikle devrimci hareketin geliþtiði Karadeniz gibi yerlerde hem özel baský uygulanmýþtýr hem de bir özel savaþ yürütülmüþtür. Yoðun bir psikolojik savaþ yürütülmüþtür. Bugün eðer Karadeniz’de çok aðýr bir þovenizm varsa, toplum tamamen devletçi bir karaktere bürünmüþse, bunun nedeni, özellikle Doðu Karadeniz alanýnda devrimci hareketin önemli bir geliþme göstermesidir. Kürdistan'da Hilvan, Siverek, Urfa, Batman üzerinde yoðun bir baský sürdürerek oralarda tümden Apocu hareketin izleri ortadan kaldýrýlmak istenmiþse, Türkiyeli devrimci örgütlerin en fazla kitleselleþtiði yerlerde de benzer politikalar uygulanmýþtýr. Ancak Kürdistan'da PKK tasfiye olmadýðý için, PKK 12 Eylül’e karþý direnip ayakta kaldýðý için, PKK'nin geliþtiði, örgütlendiði alanlar yeniden ayaða kalkmýþlardýr. Belki yoðun baský görmüþlerdir, ama PKK direnince, ayakta kalýnca, PKK orada köklerine dayanarak varlýðýný korumuþ, geliþmesini sürdürmüþtür.

12 Eylül saldýrýlarý dýþ dünyanýn da desteðini aldýðýndan çok pervasýz yapýlmýþtýr. Zaten 12 Eylül darbesi yapýldýðýnda ABD’li bir yetkili “bizim çocuklar yaptý” demiþtir. Eðer NATO’nun, Batýnýn desteði olmasaydý, bir NATO üyesi olan, Avrupa Birliðinin kimi kurumlarýnda yer alan Türkiye'nin halka karþý, devrimcilere karþý bu düzeyde yoðun iþkence, zulüm gerçekleþtirmesi mümkün olmazdý. Bu açýdan 12 Eylül darbesinde de, iþlediði suçlarýn tümünde de NATO, ABD ve Avrupa ülkeleri ortaktýr. Bunu kesinlikle böyle deðerlendirmek gerekir. Onlar da Türkiye'yi hem Sovyetler Birliðine karþý yürütülen savaþta hem de Ortadoðu'yu kontrol etmede kendilerinin uç karakolu olarak görmüþlerdir. Hatta Ortadoðu'yu teslim alacak temel ajan ülke olarak Türkiye'yi görmüþlerdir. Türkiye'yi ikinci Ýsrail olarak Ortadoðu'da kurumlaþtýrmak istemiþleredir. Ýþbirlikçi bir siyasal Ýslam, ajan Ýslam yaratýp onu da sistem içine alarak Ortadoðu'yu böylece daha kolay teslim almayý amaçlamýþlardýr. 12 Eylül böyle bir siyasal planlamayla iktidara gelmiþtir. Önceden böyle bir hedef temelinde planlamalar yapýlarak hazýrlanmýþtýr. Öyle kendiliðinden ortaya çýkmýþ, hedefsiz ortaya çýkmýþ bir darbe deðildir. Bu darbe öyle bir hedefle gelmiþtir ki, sistem oluþtuktan sonra elli yýl oluþturulan bu sistemle Türkiye yürüyecektir. Oluþturulan bu sisteme elli yýl kimse karþý çýkamayacaktýr. Sol ezilmiþ olarak bir daha belini doðrultamayacak, Kürtler zaten ezilmiþ, sindirilmiþ olarak giderek ulus-devlet içinde entegre edilecektir. Kürtlerin entegre edildiði, solun ezildiði ortamda da hiçbir güç muhalefet edemeyeceðinden, siyasal Ýslamcýlar da iðdiþ edilerek sistemin parçasý haline getirilecektir. Aslýnda Türk devleti kendi restorasyonunu siyasal Ýslam’ý iðdiþ edip ajanlaþtýrarak bunlarý hem Kürtleri asimile edip tümden yok etme, hem de bir daha solun hareket edememesini saðlama temelinde kullanarak gerçekleþtirmeyi esas almýþtýr. Ýþbirlikçi ve ajanlaþtýrýlmýþ siyasal Ýslam’a böyle bir rol verilmiþtir. Hem Türkiye'deki muhalifler bunlar üzerinden kontrol edilecektir, hem de ajan Ýslam’ýn sistem içine alýnmasýyla birlikte Ortadoðu teslim alýnacaktýr. 12 Eylül darbesi bir nevi Ortadoðu'yu Türkiye þahsýnda teslim alma projesidir. Türkiye'yi tamamen sistemin çok uysal bir parçasý haline getirme hedefleri yanýnda, sistemin Ortadoðu'da kullanacaðý en önemli ajan ülke durumuna düþürme 12 Eylül darbesinin en temel amaçlarýndandýr.

Kuþkusuz yine laik düzeni koruma biçiminde bir söylemleri vardýr. Ama bu laik düzeni koruma söylemleri Kenan Evren’in Kur’an elinde her tarafý dolaþmasý temelinde söylenmektedir. Yani artýk Ýslam da Kur’an da bu laik Türkiye dedikleri modernist Türkiye'nin cilasý olacaktýr, kabuðu olacaktýr. Türkiye'nin ve Ortadoðu halklarýnýn kapitalist modernist sisteme daha kolay eklemlenmesinin aracý olacaktýr. Ýþte böyle bir evangalist yeni bir Ýslami hareket yaratmanýn peþine düþmüþlerdir. Bunda önemli bir rol da Fetullah Gülen’e verilmiþtir. Aslýnda Fetullah Gülen, baþýndan beri bir ABD ajanýdýr, ajan bir Ýslam’dýr. Komünizme karþý mücadele derneklerinin kesinlikle CIA’nýn denetiminde MÝT tarafýndan örgütlendirildiðini bilmeyen yoktur. Komünizme karþý mücadele dernekleri içinde mücadele edenlerin hepsi ya baþtan ya da sonradan ABD zihniyetine ve sistemine eklemlenen kiþilikler olmuþlardýr. Bunu daha sonraki geliþmeler ortaya koymuþtur. Komünizme karþý mücadele derneklerinde yer alanlarýn çoðunluðunun bugün Türkiye'deki kapitalist modernist sisteme baðlý olan, bu deðerleri benimseyen Ýslami çevrelerden olduðunu görmek mümkündür. Bugün Fetullahçýlar gerçeðinde bu tamamen doðrulanmýþ durumdadýr.

12 Eylül darbesinin en önemli ayaklarýndan biri Turgut Özal’dýr. Ekonomi tamamen Turgut Özal’a teslim edilmiþtir. Bu ekonomik sistem nedir? Kapitalist sisteme baðlý bir ekonomidir. Ya da Türkiye'nin sindirim sistemini ve yemek borusunu tümüyle Batýya baðlamanýn sorumlusudur. Turgut Özel sadece bir ekonomik uzman deðildir. Ekonomi bakanlýðý yanýnda oluþturulacak yeni Türkiye'nin de yüzüdür. Özal þahsýnda siyasal Ýslam’ýn sistem içine alýnmasýdýr. Turgut Özal’ý böyle anlamak lazým. Belki baþka bakanlar da vardýr, ama Türkiye'nin o yýllarda ekonomi politikasýný, sosyal politikasýný yürüten tamamen Özal’dýr. Özal, Türkiye toplumunu tamamen kapitalizme uygun hale getirme projesinin sorumlusudur. Böyle bir sorumlulukla iktidarda yer almýþtýr. Demirel yýllarca Türkiye anayasasý, Türkiye'nin sosyal ve ekonomik yapýsýna bol gelmektedir, demiþtir. Yani Türkiye'de öyle bir anayasa ve yasa olmalý ki, örgütlenme ve düþünce özgürlüðü fazla olmamalý. Örgütlenme ve düþünce özgürlüðü fazla olursa o zaman kapitalist sistem geliþemez. Kapitalist sistem toplumun, emekçilerin örgütlenmesiyle, direniþiyle hep sekteye uðrar. Demirel, bu yaklaþýmla Türkiye'nin daha otoriter bir sisteme ihtiyacý olduðunu hep dillendirmiþtir. Türkiye, Batý sistemini kendine esas almýþtýr. Ancak Türkiye toplumu, Kürdistan toplumu hala kapitalist modernist sisteme uygun deðildir, hala toplumcu deðerler hakimdir. Ýþte Özal’ýn en önemli görevi, Türkiye ve Kürdistan'daki toplumcu deðerleri yýkarak, toplumu daðýtarak, toplumu daðýtýp bireyciliði geliþtirerek Türkiye ve Kürdistan'ý kapitalizme uygun hale getirmeyi hedeflemiþtir. Özal’ýn projesi esas olarak budur. Özal sadece bir ekonomik uzman deðildir, kapitalist ekonomiye uygun yeni bir toplum yaratmanýn modelidir. Yani toplumsallýðý daðýtýlmýþ, bireycileþtirilmiþ bir toplum ve birey yaratýlmak istenmektedir. Özal bunu da Ýslam adýna, inançlý insan adýna yapmýþtýr. Toplumculuðun dini olan Ýslam, bireyciliði, liberalizmi kendisinin esas dini haline getirmiþ Özal tarafýndan toplumu daðýtmanýn aracý haline getirilmeye çalýþýlmýþtýr.

12 Eylül askeri darbesinin en önemli boyutlarýndan biri, en önemli görevlerinden biri ya da planlamalarýndan, hedeflerinden biri, o güne kadar toplumsal deðerleri nedeniyle, toplumculuðun var olmasý nedeniyle geliþemeyen kapitalist sisteme uygun bir toplumsal yapý ortaya çýkarmaktýr. O güne kadar Türkiye ve Kürdistan'da var olan toplumcu deðerler nedeniyle hem toplumun ortak tutum takýnmasý, hem de örgütlenmelerin geliþmesi nedeniyle kapitalizmin geliþemediði görülüp toplumsallýðýn ve örgütselliðin daðýtýlarak bireyciliðin geliþmesinin zeminini yaratmak 12 Eylül’ün temel hedeflerinden olmuþtur. 12 Eylül’ün en önemli görevlerinden biri örgütlenmeyi daðýtmak ve insanlarý bir daha örgütlenemez hale getirmek olmuþtur.

Kuþkusuz 12 Eylül örgütlenmeleri daðýtmýþtýr. Gelir gelmez en büyük örgüt düþmanlýðý yapmýþtýr. Hiçbir yerde bir örgütlü iliþki býrakmamak için saldýrýsýný arttýrmýþtýr. 12 Eylül bir yönüyle de örgütlü topluma, toplumculuða saldýrýdýr. Sadece örgütleri daðýtmak yetmemiþtir, bu örgütleri ortaya çýkaran örgütsel zemini de ortadan kaldýrmýþtýr. Çünkü 12 Eylül’den önce herkes toplumcudur. Sosyalistler toplumcudur, Ýslamcýlar toplumcudur, sosyal demokratlar toplumcudur, hatta faþistler kendilerine milliyetçi toplumcuyuz demektedirler. Yani toplumculuk geçer akçadýr. Önceleri hiç kimse bana ne toplumdan, ben kendimi düþünürüm diyemezdi. 12 Eylül’den önce bana ne toplumdan, ben kendi çýkarýma bakarým, kendi iþime bakarým, ben kendimi düþünürüm denseydi insanýn yüzüne tükürürlerdi. Ýþte kapitalist sistem, Türk devleti ve Türkiye'deki komprador düzen, tekelci düzen toplumdaki bu toplumculuðu daðýtýp bireyciliðin geliþtirilerek Türkiye'nin kapitalizme uygun, sömürüye uygun hale getirilmesi için Özal gibi kiþilikler þahsýnda toplumculuða büyük bir saldýrý gerçekleþtirmiþtir. Özal’ýn köþeyi döndürme politikasý, topluma hangi yolla olursa olsun köþeyi dönme zihniyeti vermesi, teþebbüsçü, yani giriþimci bir zihniyet kazandýrmak istemesi bundandýr. Giriþimcilik dediði de kapitalist kafadýr. Yani toplumu yol ve yöntem ne olursa olsun sömürme ve kapitalizmi geliþtirme zihniyeti ve kiþiliðidir. Bu nedenle daha sonra çoðu batan bankerler ortaya çýkarýlmýþtýr. Bu bankerler yoluyla, yani soyguncular, vurguncular eliyle toplumun elindeki bütün deðerler tekellere aktarýlmýþtýr. O da bir politikadýr. Bankerzedeler vardý; bankerzedeler neydi? Toplumun elindeki birikimi tekellere aktaran bankalarýn iflas etmesiyle kendileri de iflas eden insanlardý. Bankerler yoluyla toplumun birikiminin tekellere aktarýlmasý bilinçli bir politikaydý.

O yýllarýn Türkiye’sinde toplumsal deðerleri olan Türkiye'de, her yerde gençlerin örgütlendiði, iþçilerin örgütlendiði, saðlýkçýlarýn örgütlendiði, toplumun örgütlü olduðu Türkiye'de kapitalizmi istedikleri gibi geliþtirmeleri mümkün deðildi. Bu nedenle hem örgütleri daðýtarak, hem toplumsallýðý daðýtarak Türkiye kapitalizm sömürüsüne açýk hale getirilmiþtir. 12 Eylül’ün en temel hedeflerinden biri de budur. Bu konuda da önemi bir mesafe alýnmýþtýr.

12 Eylül’ün önünde kendisinin de beklemediði bir biçimde hiçbir engel ortaya çýkmamýþtýr. Aslýnda solun, sosyalistlerin direneceði beklenilmiþtir; ancak 12 Eylül gerçekleþince, 13 Eylül’de neredeyse býçakla kesilircesine sol güçlerin, demokrasi güçlerinin direniþi ortadan kalkmýþtýr, ya da çok cýlýz biçimde bir karþý koyuþ ortaya çýkmýþtýr. Türkiye'deki çok güçlü ve örgütlü gözüken solun bu kadar dirençsiz olmasý, 12 Eylül’e karþý direnememesi karþýsýnda PKK de, Kürt Özgürlük Hareketi de tek baþýna direnmenin tümüyle bir ezilme ve tasfiye getireceðini düþünerek Ortadoðu'ya geri çekilmesini sürdürmüþtür. Hem Türkiye solunun etkisiz kalmasý, bir mücadele içine girmemesi, hem de Kürt Özgürlük Hareketi'nin Türkiye'deki bu siyasal ortamý görerek geri çekilme politikasý izlemesi 12 Eylül’ün amaçlarýný daha kolay gerçekleþtirmesini saðlamýþtýr. Kýsa sürede Türkiye ve Kürdistan'da siyasal bir hakimiyet saðlamýþtýr. Bu siyasal hakimiyet üzerinde de özel savaþ politikalarý yürüterek, psikolojik savaþ politikalarý yürüterek Türkiye toplumunu bir daha örgütlenemez, direnmez hale getirmeye çalýþmýþtýr. Bu politika hem Türkiye'de hem de Kürdistan'da izlenmiþtir. Bu pasifikasyon ve suskunluk bir daha solun ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin örgütlenememesi ve mücadele etmemesi biçiminde deðerlendirilmeye çalýþýlmýþtýr. Zaten amaç da böyledir. Sosyalistler ezilip, Kürtler ezilip Türkiye elli yýllýk yeni bir siyasal sistem planlamasýna kavuþturulacaktýr. Tabii bunun için sadece ezme yetmez, bunun sosyal yapýsýný, psikolojik yapýsýný da yaratmak gerekiyor. Toplumun da bir daha bu tür geliþmelere imkan vermeyecek düzeyde ezilmesi ve iradesinin kýrýlmasý gerekmektedir. Toplum zihniyetiyle, duygusuyla tamamen sisteme teslim olmuþ, bir daha hiç örgütlenmeye, hiçbir direnmeye zemin olmayacak hale getirilmeye çalýþýlmýþtýr. 12 Eylül’ün toplum üzerindeki hedefi de, planlamasý da bu doðrultuda olmuþtur. Sistem siyasal, sosyal ve ekonomik olarak kendisini böyle bir toplum zemini üzerinden geliþtirip ve bu toplumsal karakteri kalýcý hale getirip elli yýl rahat bir biçimde yaþamak istemiþtir.

Ancak 12 Eylül beklemediði bir yerde direniþle karþýlaþmýþtýr. Kürt Özgürlük Hareketi Önder Apo'nun öncülüðünde belli kadrolarý çekerek Ortadoðu'da eðitip, örgütleyip yeniden mücadeleye hazýrlama çabasý içine girmiþtir. Türkiye'deki bütün sol örgütler ezilirken, örgütler daðýlýrken, Türkiye'de, Kürdistan'da iþbirlikçi, milliyetçi, reformist, teslimiyetçi gruplar tümüyle daðýlýrken, Önder Apo öncülüðündeki PKK, Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoðu'da kendini eðiterek, örgütleyerek yeniden mücadele eder hale getirme çabasý yürütmüþtür. Önder Apo öncülüðünde yoðun bir çaba yürütülmüþtür.

1980 sonrasý Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoðu'da kendini yeniden örgütlemeye, toparlamaya ve mücadele eder hale getirmeye çalýþýrken, Diyarbakýr zindanýnda PKK'nin Önder kadrolarý, kadrolarý, sempatizanlarý ve taraftarlarý Kürdistan tarihini deðiþtirecek, PKK'nin mücadele tarihinde çok önemli dönüm noktasý olacak, geliþme yaratacak bir direniþ ortaya çýkarmýþlardýr. 12 Eylül rejimi Amed zindaný þahsýnda Kürt Özgürlük Hareketi'ni zindanda betona gömmek isterken, zindanlarý Kürt Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etme, toplumu tümden pasifize edip teslim alma zemini haline getirmeye çalýþýrken, böyle bir hedefi güderken zindanlar tam da 12 Eylül’ün hedeflediði, planladýðý amaçlarýn tersine tarihi bir direniþ göstererek 12 Eylül’ü en baþta da ideolojik yenilgiye uðratmýþlardýr.

12 Eylül’e karþý en büyük direniþ, ideolojik olarak yenilgiye uðratma Amed zindanýnda gerçekleþmiþtir. Hayri’nin, Kemal’in öncülüðünde geliþen bu direniþ, 12 Eylül rejiminin amaçlarýný tersine çevirmiþ, 12 Eylül zindanlar þahsýnda Özgürlük Hareketi'ni tasfiye etmek isterken, zindanlarda yarattýðý teslimiyet temelinde Kürt toplumunu tümden pasifize edip kültürel soykýrýmý hýzlandýrmak isterken, zindan direniþi PKK'nin örgütlenmesine, PKK'nin moral deðerlerinin geliþerek daha direniþçi hale gelmesini saðlamýþ, Kürt toplumu açýsýndan da pasifikasyon deðil, zindanlarda direniliyorsa, biz de direnebiliriz denilecek bir direniþ ruhu ortaya çýkarmýþtýr. Kürt toplumu da, kültürel soykýrýmcý sömürgeciliðe karþý direnilebileceðini görmüþtür. Türk devleti pasifikasyonu arttýrmak isterken, zindana dayalý teslimiyeti yaratmak isterken, Kürt toplumu zindana dayanarak daha da politikleþmiþ, daha da geleceðe umutla bakan ve toplum içinde direniþin mayalanmasýný saðlayan bir durum ortaya çýkmýþtýr. Bu durum özellikle Kürdistan'da çok büyük deðiþiklikleri ortaya çýkarmýþtýr. Türk devleti, ulus-devleti 12 Eylül’le birlikte yeniden restore edip Kürtleri yok ederek ulus-devlet hedefine kýsa sürede tümden ulaþmayý hesaplarken, zindan direniþiyle, zindan direniþinin yarattýðý moral etkiyle PKK ve Kürt toplumunun canlanmasýyla ulus-devlet büyük bir ideolojik yenilgiye uðratýlmýþtýr. Türk devletinin Kürtleri yok ederek ulus-devleti saðlama projesi tarihin en büyük darbesini zindanlarda yemiþtir.

12 Eylül darbesi gerçekleþtirdiði zulüm düzeniyle Kürdistan'da soykýrýmý tamamlayacaðýný düþünürken, soykýrým sistemi zindanda büyük bir darbe yemiþtir. 12 Eylül ideolojik ve siyasi olarak büyük bir darbe yemiþtir. 12 Eylül ilk yenilgisini Diyarbakýr zindanýnda almýþtýr. Hem de çok büyük bir yenilgi almýþtýr, çok büyük bir darbe almýþtýr. Bir daha belini doðrultamayacak bir darbeyi 12 Eylül zindanýnda almýþtýr. Çünkü Amed zindanýndaki direniþ, Kürt Özgürlük Hareketi'nin örgütlenmesini, mücadelesini hýzlandýrmýþtýr. Türk devleti PKK'yi zayýflatmak, yok etmek isterken, zindan direniþi þahsýnda PKK'nin örgütlülüðünün güçlenmesi gerçekleþmiþtir. Önder Apo'nun büyük çabalarý, zindan direniþiyle büyük bir anlam kazanmýþtýr. Zindan direniþi Önder Apo'nun çabalarýný anlamlandýrarak hem zindan direniþini daha da büyümüþ, hem de Önder Apo'nun çabalarý zindan direniþiyle birleþerek daha büyük sonuçlar ortaya çýkarmýþtýr, daha hýzlý geliþmeler ortaya çýkarmýþtýr.

Kuþkusuz bunlar direniþle gerçekleþmiþtir. Eðer direniþ olmasaydý, Amed zindanýndaki zulüm, vahþet tutsaklar þahsýnda PKK'yi bitirecekti. Bu açýdan hep Amed zindanýndaki iþkencelerden söz ederler. Sanki iþkence çok yapýldýðý için PKK geliþmiþ, PKK büyümüþ gibi deðerlendireme yapanlar vardýr. Bu deðerlendirmeler yanlýþtýr. Eðer PKK’lilerin yaptýðý direniþ olmasaydý, 14 Temmuz þahsýnda büyük zindan direniþi olmasaydý bugün o baskýlar PKK'yi de bitirmiþti, Kürt’ü de bitirmiþti. Ama PKK önderleri, kadrolarý, sempatizanlarý direnerek o zulmü kýrmýþlardýr, yenmiþlerdir. O zulmün amaçlarýný tersine çevirmiþlerdir. Bu açýdan 12 Eylül’e karþý direniþ derken, 12 Eylül’ün yenilgiye uðratýlmasý ya da PKK'nin güçlenmesi, büyümesi, geliþmesi derken burada esas olarak direniþi görmek gerekir, direniþi esas almak lazým. Yoksa zulüm hedeflediði sonuçlara ulaþýrdý. Bu yönüyle þu kadar iþkence yapýlmýþ, bu kadar iþkence yapýlmýþ demek hiçbir anlam ifade etmiyor. Þu zulüm yapýldý, bu zulüm yapýldý, ama buna karþý direnildi demek bir anlam ifade ediyor. Ýþkence görmek bir marifet deðildir; zulüm altýnda yaþamak herhangi kimseye bir artý getirmez. Hiç kimseye onur getirmez. Ama direnildiði takdirde o iþkenceler anlamlý hale gelir, o zulüm anlamlý hale gelir ya da o zulüm ve iþkence direniþle tersine çevrilebilir. O zulüm ve iþkence direniþle büyük geliþmelere vesile olmuþ olur.

Ýþte bunu zindan direniþi gerçekleþtirmiþtir. Bu tabii ki 12 Eylül’ün Kürdistan'daki planlarýný boþa çýkarmýþtýr. Eðer Türk devletinin Kürtler üzerinde, Kürdistan üzerindeki kültürel soykýrýmcý politikalarý boþa çýktýysa, bunu saðlayan Kürt Özgürlük Hareketi’dir, PKK’dir. Bunun herkes tarafýndan görülmesi gerekiyor. Bu direniþ olmasaydý Kürtlük de bitmiþti, sadece PKK deðil. Diðer örgütler zaten bitmiþti. Diðer örgütleri bitiren, o zulüm düzeni, iþkence düzeni, baský düzenidir. Ama PKK direnerek ayakta kalmýþtýr. Bazý alçaklar, bazý yeminli Apo ve PKK düþmanlarý sanki diðer örgütleri 12 Eylül deðil de, baský ve zulüm deðil de PKK daðýtmýþ, PKK bitirmiþ gibi alçakça deðerlendirmeler yapmaktadýrlar. Onlarý bitiren, daðýtan 12 Eylül’ün zulmüdür. 12 Eylül kök kazýmak istiyordu. Bütün örgütleri daðýtmak istiyordu. 12 Eylül onlar þahsýnda baþarýlý olmuþtur, ama PKK þahsýnda yenilgiye uðratýlmýþtýr. Bu açýdan 12 Eylül’ün yýldönümünde 12 Eylül’ün amaçlarý anlatýlýrken, 12 Eylül’ün Kürdistan'daki ve Türkiye'deki amaçlarý anlatýlýrken esas olarak da bu darbeye karþý, bu zulme karþý direniþin ortaya konulmasý gerekiyor. 12 Eylül denilince akla direniþ gelmelidir. Akla emperyalizm ve Türk devletinin politikalarýnýn direniþle nasýl boþa çýkarýldýðý gelmelidir. En baþta da zindan direniþi, zindan direniþi temelinde Önder Apo'nun kadrolarýný yeniden eðitip örgütleyerek Kürdistan daðlarýna gönderip mücadeleyi baþlatmasý ortaya konulmalýdýr.

12 Eylül rejimi Kürdistan'da boþa çýkarýlmýþtýr. Bunu böyle kesinlikle belirtmek gerekiyor, tersine çevrilmiþtir. Ancak Türkiye cephesinde 12 Eylül önemli düzeyde hedeflerine ulaþtý. Türkiye'deki sol, sosyalist güçlerin örgütlenmesini daðýttý. Amiyane deyimle marjinalize etti. Birçok örgütü tasfiye etti. Toplumun örgütlülüðünü daðýttýðý gibi, bireyciliði geliþtirerek, özel savaþý geliþtirerek, toplumdaki toplumcu deðerleri ortadan kaldýrarak, insanlarý toplumculuktan, dolaysýyla da örgütlenmekten uzaklaþtýrarak güçsüzleþtirdi ve sistemin tamamen nesnesi haline getirdi. 12 Eylül bu yönüyle Türkiye toplumunda önemli düzeyde amacýna ulaþtý. Bugün Türkiye solu bir türlü ayaða kalkamýyor. Bir zamanlar devrimci hareketin güçlü olduðu Karadeniz tamamen þovenizm zehriyle sistemin etkisi altýna girmiþtir. 12 Eylül’den önce CHP içinde kýsmi bir muhalif kesim var, toplumun sesi olmak isteyen kesimler vardý. Özellikle 1970’lerden sonra CHP içinde böyle bir damar ortaya çýkmýþtý. Ama 12 Eylül askeri darbesinden sonra bu damar etkisizleþtirilerek CHP’yi daha çok Kürt Özgürlük Hareketi karþýsýnda þoven pozisyona koyan bir siyasi güç haline getirildi. Toplumda aydýnlar, yazarlar, toplumun ilerici demokratik kesimleri susturuldu. Demokratik bir tutum göstermeye çalýþýldýðýnda linç edildiler. Özellikle de Kürt halkýnýn özgürlük mücadelesinin geliþtiði ortamda demokrasi güçlerinin ve solun güçlenmesine hiç izin verilmedi. Sol ve demokrasi güçleri Kürtlerle birleþir, kendileri için tehlikeli olur düþüncesiyle gerçekten demokrasi güçlerinin, solun, aydýnlarýn, yazarlarýn nefes alamayacaðý bir özel savaþ yürütüldü, bir psikolojik savaþ yürütüldü. Zaten iþçilerin örgütlülüðü daðýtýldý. Ýþçilerin örgütlülüðü ve sol örgütler daðýtýldýðý için toplum tamamen kapitalizmin sömürü nesnesi haline getirildi.

Türkiye'de 1960’larda, 1970’lerde ortaya çýkan özgürlük ve demokrasi birikimi önemli düzeyde ezildi, susturuldu. Aslýnda Kürt Özgürlük Hareketi 1984’te mücadeleyi baþlatmasaydý, Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi toplumdaki özgürlükçü, demokratik, sosyalist deðerleri, eðilimleri canlý tutan bir mücadele yürütmeseydi Türkiye toplumu tümden bitirilecekti. Muhalifler tümden ortadan kaldýrýlacaktý. Ya da tamamen sistemin yedeðine düþürülecekti. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadele etmesiyle birlikte sol belli düzeyde varlýðýný sürdürdü. Öyle ki, 1991’deki bir af kanununda olduðu gibi Kürt Özgürlük Hareketi ile solun birleþmesini engellemek açýsýndan solu cezaevinden çýkarma, böylelikle Kürt Özgürlük Hareketi'ne karþý mücadele verme döneminde solla Kürt Özgürlük Hareketi'nin ortak mücadele içine girmesi engellenmeye  çalýþýldý. Ama bu bir yönüyle de solun nefes almasýný saðlayacak bir durum ortaya çýkardý. Bu açýdan 12 Eylül Türkiye'de baþarýya ulaþmýþtýr, önemli düzeyde sonuçlarýný yaratmýþtýr, ancak Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi, Kürdistan'da 12 Eylül’ü önemli düzeyde boþa çýkardýðý gibi, Türkiye cephesinde de tümden hedeflerine ulaþmasýný engellemiþtir. Örneðin, Ýslami çevrelerin hemen sistem içine alýnmasý durumu gerçekleþmemiþtir. Özellikle Kürt Özgürlük Hareketi'ne karþý sert bir mücadele ortamýnda iþbirlikçi siyasal Ýslam’ýn Kürtlere karþý psikolojik savaþ nedeniyle de olsa yumuþak yaklaþmasý o andaki kirli savaþçýlarýn iþine gelmediðinden böyle bir siyasi eðilimin güçlenmesine fýrsat vermemiþlerdir. Ya da Kürt halkýnýn Özgürlük Mücadelesi Erbakan þahsýnda var olan siyasal Ýslam’ýn tümden iðdiþ edilmesini engelleyen bir siyasal durum ortaya çýkarmýþtýr. Bu açýdan da 12 Eylül rejimi siyasal Ýslam’ýn radikal yanlarýný törpüleyip tümden sistem içileþtimrek isterken, Kürt Özgürlük Hareketi'nin mücadelesi Türk devletinin bu planýný da önemli oranda boþa çýkarmýþtýr.

12 Eylül anayasasýyla, rejimiyle Türkiye'de kendini hakim kýlarken, öte yandan elli yýllýk olarak kendini planlayan 12 Eylül rejimi daha ilk yýllarýnda, ilk on yýlýna ulaþmadan büyük gedikler vermiþtir; zayýflýklar ortaya çýkmýþtýr. Bunu da kesinlikle saðlatan Kürt Özgürlük Hareketi'nin zindan direniþi, daha sonra 1984’te baþlayan 15 Aðustos gerilla hamlesidir. Özcesi hem zindanda, hem daðda 12 Eylül rejiminin tüm hedeflerine ulaþmasýný engelleyen büyük bir mücadele olmuþtur.

12 Eylül tam da ilk önceleri planlandýðý gibi Özal’ýn partisine devredilmiþtir. Aslýnda 12 Eylül rejiminden sonra ilk seçimlerde bir generalin kurduðu parti vardýr. Bu partiyle en azýndan dört beþ yýl 12 Eylül farklý biçimde sürdürülecekti. Yani Cunta sürmeye devam edecekti. Ancak toplumda büyük bir tepki olduðundan Özal iktidar olmuþtur. Aslýnda Özal’ýn bir dönem sonrasýnda Baþbakan yapýlmasý düþünülüyordu. En azýndan 1983’ten 1988’e kadar bir generalin partisiyle götürülmek isteniyordu. Ondan sonra Özal gibi patiye teslim edilecekti. Ancak generallerden býkmýþ olan toplum ve uluslararasý güçler bunu uygun görmediler, Özal gibi bir partinin iktidara gelmesini daha uygun gördüler. Nitekim Özal kazandý. Aslýnda Özal 12 Eylül rejimine karþý bir baþarý kazanmamýþtýr. 12 Eylül’ün bakanýydý. 12 Eylül’ü en iyi uygulayanlardandý. Veyahut da 12 Eylül’ün amaçlarýný esas temsil eden kiþilikti. Zaten 12 Eylül rejimi böyle bir kiþiliðe ve partiye Türkiye'yi teslim etmek istiyordu. Fakat özellikle Türkiye'deki klasik siyasal odaklar, ordu içindeki kesimler dört yýl daha doðrudan kendilerini kontrol etmek istedi, ama bu olmadý.

Turgut Özal, 12 Eylül sisteminin hedeflediði biçimde toplumsal yapýyý tamamýyla kapitalist moderniteye uygun hale getirecekti. Diðer taraftan da kendi felsefesi, yaklaþýmýyla Kürdistan'daki kültürel soykýrýmý tamamlayan, Kürtleri tamamen sisteme entegre eden bir rol oynayacaktý. Ancak 15 Aðustos hamlesi geliþti. 15 Aðustos hamlesi sadece cuntanýn elli yýllýk hedeflerini boþa çýkarmadý, ayný zamanda Özal’ýn Türkiye'yi tam bir kapitalizmin merkezi haline getirme, Ortadoðu'nun ajan ülkesi haline getirme, Kürtleri entegre ederek kültürel soykýrýmý tamamlama hedefini engelledi. Eðer bugün Türkiye hala tam sisteme entegre edilmemiþse, Türkiye Ortadoðu'da bir ajan ülke olarak kullanýlamýyorsa, bu Kürt Özgürlük Hareketi'nin geliþtirdiði mücadele temelinde Türkiye'deki sol ve demokrasi güçlerinin ayakta kalmasý soncudur.

Kürt Özgürlük Hareketi bu sisteme karþý büyük bir direniþ gösterdi. Aslýnda Özal da bir daha Kürtlerin ayaða kalkamayacaðýný düþünüyordu. Solun da ayaða kalkamayacaðý düþünülüyordu. Ama Kürtler ayaða kalkýnca, Kürt Özgürlük Hareketi önemli bir hamle yapýnca Özal 12 Eylül’ün istediði düzenin kurulamayacaðýný gördü. Ancak sistemde belirli yumuþamalar, reformlar yaparak Kürtleri entegre edebileceðini düþündü. Çünkü 12 Eylül’ün yarattýðý ortam eðer Kürtler sistemin parçasý haline getirilmezse bozulacaðýný, daðýlacaðýný düþündü. O Türkiye'yi tamamen kapitalizmin cennetti haline getirmek istiyordu. ABD'nin, Batýnýn, sistemin tamamen uzantýsý haline getirmek istiyordu. Ama PKK hamle yaparak buna engel olmuþtu. Özal acaba daha derinleþmeden, bu mücadele geliþmeden Kürtlerin özgürlük ve demokrasi taleplerini sistem içileþtirip entegre edebilir miyim hesabý yaptý. Ama Türkiye'deki inkarcý sömürgeci sistem o kadar katý ki, býrakalým Kürt sorununun çözümünü, Kürtlere kimi kýrýntýlar verip sistem içine entegre edilmesini bile kabul etmeyecek bir ulus-devlet baðnazlýðý içinde olduðundan Özal’ý da daha sonra tasfiye ettiler. Yoksa Özal 12 Eylül karþýtý deðildi. 12 Eylül sistemini uygulamak isteyen bir güçtü, bir siyasi liderdi. Yine Kürt Özgürlük Hareketi'ne karþý özel savaþý baþlatan bizzat Özal’dý. Ama Özal 12 Eylül darbesi sonrasý düþünülen sistemin düþünüldüðü gibi çok katý bir biçimde sürdürülemeyeceðini gördü. Ya da Özgürlük Hareketi'nin hamlesinin güçlü olmasý, etkili olmasý, Kürdistan toplumunu etkilemesi Özal’ý Kürt Özgürlük Hareketi'ni sistem içileþtirme ve entegre etme biçiminde bir yola götürdü. Aslýnda psikolojik savaþ aðýrlýklý özel savaþla Kürtler üzerinde egemenliði yeni koþullarda gerçekleþtirme rolünü o zaman Özal üstlenmek istedi. Fakat o zamanki güçler biz ezeriz, tasfiye ederiz düþüncesiyle Kürtlere karþý bir özel savaþ sistemiyle, psikolojik savaþla beslenmiþ mücadele dönemini bile kabul etmediler.

Þunu belirtmek gerekir, bugün de Türkiye'de 12 Eylül sistemi var; 12 Eylül anayasasý hala yürürlüktedir. Kürt halkýnýn Özgürlük Mücadelesi karþýsýnda 12 Eylül’ün daha baþtan itibaren önüne hedef koyduðu, siyasal Ýslam’ý sistem içileþtiererek Kürt’ü, solu ezme politikasý AKP ile devreye konulmuþtur. AKP aslýnda Kürtleri bir rehabilite etme partisiydi, hükümetiydi. Ancak mücadele geliþince, sertleþince AKP hükümeti özel savaþ yöntemleriyle psikolojik savaþý derinleþtirerek tasfiye etmeyi hedeflemiþtir. 12 Eylül’ü biraz liberalize etme ya da yeni koþullara uydurma hareketidir. AKP'yi ve Erdoðan’ý 12 Eylül’ü restore etme harekatý olarak görmek gerekir. Eðer bugün Erdoðan baþkanlýk sistemi diyorsa, rejim deðiþti, bunun anayasal bir çerçeveye kavuþmasý gerekir diyorsa, aslýnda yýpranan, yürümeyen 12 Eylül anayasasýný yeni koþullarda yeniden üretmek istediðindendir. Kenan Evren’in kurmak istediði düzen direniþimiz tarafýndan boþa çýkarýldý. Özgürlük mücadelemiz 12 Eylül rejiminin tümden oturmasýný engelledi. Þimdi AKP kimi kýrýntýlarla 12 Eylül rejimini yeniden restore etmek istiyor. 12 Eylül anayasasýný siyasal Ýslam’ýn da içine alýndýðý biçimde restore ederek Kürtleri ve sol güçleri tasfiye etmek istiyor. Aslýnda siyasal Ýslam rejim içine alýndý. Özellikle 2007’deki Dolmabahçe mutabakatýyla bu gerçekleþti. Ama Kürt karþýtlýðý ve sol karþýtlýðý üzerinden gerçekleþti. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi'nin ve solun direniþi nedeniyle, demokratik güçlerin direniþi nedeniyle Kürt karþýtlýðý ve sol karþýtlýðý temelinde siyasal Ýslam’ýn sistemin içine alýndýðý yeni rejim kurulamýyor, oturtulamýyor. Ýþte Erdoðan kendisini güç yaparak, bütün her þeyi ele geçirerek solu ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni ezip siyasal Ýslam’ýn sistem içine alýnmýþ biçimiyle 12 Eylül’ü restore etmek istiyor. Kesinlikle AKP'nin ve Erdoðan’ýn yaptýðý budur. Erdoðan’ýn ve AKP'nin yaptýðýný 12 Eylül’den farklý biçimde göstermek kesinlikle kendini kandýrmaktýr. Ne AKP, ne Erdoðan özgürlükçüdür, ne de demokrasiden yanadýrlar. Kendilerine Müslüman, kendilerine demokrattýrlar. Yani kendilerinin sistem içine alýnmýþ haliyle sistemin Kürtler üzerinde ve sol üzerinde yeniden hegemonya kurmasýný saðlamaya çalýþmaktadýrlar.

Þu andaki mücadele bu temelde yürümektedir. 12 Eylül rejimini iktidarcý siyasal Ýslam’ýn sistem içine alýnmýþ biçimiyle kökleþtirmek isteyen AKP ve kültürel soykýrýmcý faþist güçlerle Kürt Özgürlük Hareketi ve demokrasi güçlerinin bloku arasýnda bir mücadele olmaktadýr. Klasik devletle AKP arasýnda gerçekleþen blok mu etkin olup 12 Eylül restore edilecektir, ya da Kürt Özgürlük Hareketi, demokrasi güçleri ve sol güçlerin birliðinden oluþan cephe mi etkin olup mücadeleyi kazanýp 12 Eylül rejimini deðiþtirerek Türkiye'yi demokratikleþtirip Kürdistan'ý özgürleþtirecektir. Þu andaki mücadeleyi kesinlikle bu çerçevede görmek gerekir. Ama þu kesindir, 12 Eylül daha baþýndan, daha ikinci yýlýndayken zindanda ve 1984’te daðda ve Kürdistan'da geliþen mücadeleyle ideolojik ve siyasi olarak yenilgiye uðratýlmýþtýr. Yani 12 Eylül Türkiye'nin sosyal ve siyasal yapýsýna uygun olmayan bir rejim ve anayasa öngördüðünden daha ikinci yýlýnda direniþle karþýlamýþ, ideolojik yenilgiye uðramýþtýr. Kürt halký direniþiyle, sol ve demokrasi güçler direniþiyle þimdiye kadar 12 Eylül rejiminin yarattýðý sistemi kriz içinde tutmuþlardýr. Tümden oturmasýný, kalýcýlaþmasýný engellemiþlerdir. Bu açýdan bugün süren mücadelede kaybeden 12 Eylül rejimi ve onun yeni ortaðý AKP olacak, Kürt Özgürlük Hareketi, demokrasi güçleri kazanarak Türkiye'yi demokratikleþtirip Kürdistan'ý özgürleþtireceklerdir.  

PEKÝ, SÝZÝN ÇÖZÜMÜNÜZ NE?

Kendinize yakýn gördüðünüz müttefik Türkiye’ye karþý ne zamana kadar sesiz kalacaksýnýz?

YENÝ MÜCADELE DÖNEMÝ VE ÖNCÜ KADRONUN ROLÜ

Hakikat algýsýndaki yanlýþlýk ve yanýlgýdan kurtulmak, ne istediðini bilmek ve bunu bir bilinç, bir farkýndalýk yaratarak sürekli oluþ halinde derinleþtirmekle mümkündür.

KÝRLÝ VE KALLEÞÇE SAVAÞ YÜRÜTEN KÝMDÝR?

Bu zihniyet ve siyaset anlayýþý sadece siyasetçileri deðil, basýný, aydýnlarý ve yazarlarý da büyük çoðunlukla kendine benzetmiþtir.

2018 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]