20/08/2017

Apocu Olmak PKK’nin İlke ve Ölçüleriyle Dolu Olmaktır

Önderliğin parti anlayışı ve Kürdistan’da partileşmeye biçtiği rol çok farklıdır. Onun için de günümüzde parti gerçekliğine daha ciddi ve bütünlüklü yaklaşmaya ihtiyaç vardır.

 

 

 

 

Duran KALKAN

Önder Apo’nun ve Şehitlerimizin öncülüğünde 45 yıllık PKK mücadelesinin ortaya çıkardığı sonuçlar bugün tüm açıklığıyla göz önündedir. Tarihi özelliklere sahip bu sonuçlar çok iyi anlaşılmalıdır ki bu gelişmelerin yarattığı imkânlar, üzerimize yüklediği ciddi görev ve sorumluluklar da anlaşılabilsin ve gerekleri yerine getirilebilsin. Kürt halkı Önderlik çağrısına cevap verdi, örgütlendi ve direnişe geçti. Bu direnişin Kürdistan’a özgü yanları vardı.

Sadece direnmiş olmak da yetmez, esas olan ise kazanmaktır. Dolayısıyla mevcut direniş ve mücadelenin kalıcı başarılar kazanma konusunda ortaya çıkardığı sonuçlar değerlendirmeye muhtaçtır. Bu bağlamda bir kısmı yerine getirilse de, halen tamamlanmamış görevler vardır. O da Parti ve Önderlik gerçeğini doğru anlamayı ve üzerinde yoğunlaşmayı gerektirir.

Mevcutta “yapılması gerekenlerin hepsi yapılmış, her şey güllük gülistanlıktır” denecek bir durum yoktur. Yapılması gereken, olması gerekeni doğru anlamak, buna göre görev ve sorumluluk üstlenip yapmaktır.

Önderliğin ideolojik grubun partileşmesine neden ihtiyatlı yaklaştığı iyi anlaşılmalıdır. Önder Apo neden bu kadar ihtiyatlı yaklaşıyordu? Geçen pratik süreç bir yönüyle bu soruya cevap vermektedir. Sonuçlar tümden negatif ve olumsuz değildir. Ciddi bir mücadelenin ortaya çıktığı, cesaret ve fedakârlığın oluştuğu birer gerçektir. Ama hâlihazırda bunun yeterli olmadığı da ortadadır.

Bu bakımdan Partinin mücadeleye başlamasından bu yana geçen uzun süreye rağmen, başarmak için önüne koyduğu görevlerin halen başarılamaması önemli bir değerlendirme konusudur. Bu değerlendirme de Parti öncülüğünün ne kadar başarılı olup olmadığını sorgulatmaktadır.

Baştan itibaren Parti çizgisini ele alışta ve Parti çizgisine katılımda zayıflık yaşanmaktadır. Cesaret ve fedakârlık oluştu, bunda kusur yok. Ama onu akıl ve tarz ile birleştirme, yaratıcı olma, örgütlü ve disiplinli olma, dolayısıyla cesaret ve fedakârlığı zafer yaratan bir duruma getirmede zayıflık var. Görev ve sorumluluklar bu nedenle başarılmamış şekilde ortada duruyor ve bizden başarı istiyor. Üzerimize görev ve sorumluluk yüklüyor. Eğer bu görevler başarılmaz ise de bu kadar cesaret ve fedakârlık, bu kadar kan ve ter, bu kadar emek tam olarak yerini bulmamış oluyor.

Önderliğin kaygıları da bunun içindi. “Eğer kendimize parti adını takar da, onun gereklerini yerine getiremezsek, Partinin üzerimize yüklediği görev ve sorumlulukları başaramazsak işte o zaman tarih karşısında olumsuz duruma düşeriz. Tarih bizi iyi anmaz” diyordu. Kaygısı oydu, görevlerin ağırlığı ve kapsamlılığının bilincindeydi. Bu görev ve sorumlulukların yerine getirilmesinin gerekliliklerini  biliyordu, ama öyle kolay da olmadığını, zayıf yaklaşımlar ile başarılamayacağını da biliyordu. Bütünlüklü bir yaklaşım istiyordu. Bu konuda kadro ve bireyde zayıflık görünce de kaygı duyuyordu.

Demek ki Önderlik kaygısında haksız değilmiş. Kaygısı işin hangi derecede yapılacağından ileri geliyormuş. Burada kimse “işe başlayalım ne olursa olsun” diyemeyeceği gibi “mevcut olanla işe başlayalım, nasıl olsa sonuç alırız” da diyemez. Önderliğin bu bakımdan kaygıları, tepki ve öfkeleri, yoğunluğu, ihtiyatlı davranışları anlaşılırdır. Doğruyu ve gerçekliği yansıtmaktadır.

Bu bakımdan partileşmenin iyi sorgulanması gerekir. İyi bir partici ve parti militanı olmak, parti mücadelesine katılıp onu yürütmek, onu ideolojik, askeri, siyasi, ekonomik boyutta yürütmek önemlidir. Bu temelde gelişen bir particilikte zayıflık vardır. Particiliğe çok düz ve üstünkörü yaklaşımlar var. Dar ve yarım yaklaşımlar çoktur.

Partinin neresinde yer alıyoruz? Parti içindeki yürüyüşümüz doğru mudur? Parti ne durumda ve nasıl örgütlenmiş? Parti işlerini ne kadar yapıyor? Bu ve benzeri soruları soranımız azdır. Tam da bu sorular temelinde duruşlarımızı sorgulamamız gerekir.

Bazı mücadele biçimleri gelişmiş, deneyim ve tecrübeler oluşmuştur. Bunun da etkisiyle mevcut olanı tekrarlama, başkalarının yaptığına yönelme var. O yapılan doğru muydu? Yapılan kazandırdı mı, kaybettirdi mi? Yapılanı değiştirmek gerekiyor mu? Partiye katılımda böyle bir sorgulama fazla yoktur. Bu durum da particiliğin zayıflığını göstermektedir. “Hiçbir şey yapılmıyor” ya da “cesaret ve fedakârlık yoktur” demiyoruz. Ama particilik mevcut yapılanla, cesaret ve fedakârlıkla sınırlı değildir.

Peki mevcut durum değişmeyecek mi? Harcanan bu kadar çaba, tolumun bu kadar umutlanması ve dökülen bunca kan ve terin sonucu ne olacak? Ne tür çareler öneriyoruz? Bu sorular temelinde kendimizi sorgulamamız zayıftır.

İnsanların bireyselliğine dokunulduğunda, parti şikâyet ve öneri mercii olarak akla gelmektedir. Ama onun ötesinde partiden bihaberdir. Çoğunlukla umurunda da değildir. İşler yürümüyorsa, neden yürümüyor, diyen yoktur. Yüzeysel bir yaklaşımla herkes kendi durumundan memnundur.

Önderlik her zaman yaptıklarını sorguluyordu, “yanlış mı yapıyorum, doğru mu?” diyordu. Bu konuda herkes kafa yormalı, düşünüp tartışmalı ve cevaplar oluşturmalıdır. Bu olmadan sert bir mücadele de yürütebilirler, ama yaptıklarından sonuç çıkarmaları zordur. Sonuçlar heba olup gider.

Kısacası parti olma, parti davasına sahip çıkma, partiyi amaçları uğruna sahiplenerek amaç karşısında yetersiz kalma karşısında kıyamet koparan yoktur. Günlük olarak partideki gelişmeleri izleme, parti davasına ters olan düşünce ve davranışlara karşı durma, parti görevlerine sahip çıkma, işler başarılmıyorsa nedenlerini araştırıp giderme, bu anlamda sorumluluk duyma, eksik ve yetersizlikleri tamamlama konusunda katılım ve çaba azdır. Yine de arkadaşlar, “Bundan daha iyisi olmaz” der gibiler. Bu biçimde de partiye doğru katılım olmaz. PKK’lilik, PKK’nin militanı olma böyle olmaz.

Particilik gerektiğinde kıyamet koparmadır. Mazlum Doğan kıyamet koparandı. Bir kelime için, bir gün sabahtan akşama kadar Fatma ile tartıştılar. Sonuçta da tartışma sonuca gitmedi, çekincelerini koymak kaydıyla tartışmayı sonlandırdı. Bu şekilde tartışmadan öteye geçebildik. Yani Mazlum Doğan, düşünce, teori ve çizgiye böyle önem veriyordu. Bir kelimenin bile ters ve hatalı olması, kıyameti koparması için yeterliydi. Şimdi ise kim ne söylüyor, ne yapıyor, ne kadar partiye uygundur, belli değildir.

DDKD bir parti kurmuştu ve onların partisinin adı da PKK’ydi. 1976’da gizlice kurulmuştu. 12 Eylül mahkemeleri arkadaşları DDKD’nin PKK’si ile yargılamak istedi. Devlet onların tüzüğünü yakalamıştı ve mahkemede “PKK’nin tüzüğü budur” diye arkadaşların önüne getirmişlerdi. Çoğunluktan ses çıkmadı, ama Mazlum Arkadaş görünce “bu bir uydurmadır, partimizin tüzüğü değildir” dedi. Hakim “sen nereden biliyorsun?” deyince, Mazlum Arkadaş “ben program ve tüzüğünü bilmediğim bir partiye katılacak kadar cahil miyim!” diye cevap verdi.

Gerçekten de bizim partiye ait tüzük ve programlar değildi. Sonradan ortaya çıktı ki, başka bir PKK varmış ve o tüzük onlarınmış. Ama şimdi bir hakim uydurma bir tüzükle çoğu arkadaşımızı yargılayabilirdi. Çünkü programın ne olduğundan, içinde ne yazdığından haberi yoktur. Program ne için gereklidir, program karşısında bizim sorumluluğumuz nedir? Bunlar da yeterince bilinmemektedir.

Örgütü öğrenme ve particilikte geri bir durum yaşanmaktadır. Bu konuda eskiden kıyamet koparılıyordu. Ufak bir mesele, bir kavram ciddi ayrılık konuları oluyordu. Kavga etkeni oluyordu. Tek bir kelime için silahlı çatışmaya girildiği de olmuştur.

Şimdi denilebilir ki, “Biz pratikçilik yapıyoruz!” Nasıl pratik yaptığımızın ölçütü bir bütün olarak partiye nasıl yaklaştığımız ile bağlantılıdır. O nedenle parti mücadelemizin üzerinden 45 yıl geçmiş olsa da yine başa dönüyoruz. Parti nedir ne değildir, ilkeleri ve ölçüleri nedir, ortaya çıkardığı sonuçlar nelerdir, söylediği ile yaptığı ne kadar uyumlu oldu, partiyi nasıl anlamalı, nasıl katılmalı, doğru partileşme ne demektir, parti davası nasıl yürütülür, gerçek parti militanı nasıl olunur, particilik nasıl yapılır...? Bu sorular cevap bekliyor. Bunlar cevaplamamız gereken sorular olarak önümüzde duruyor. Hiçbirisi eskimemiş, güncel ve bizden doğru cevaplar beklemektedir.

Önderliğin parti anlayışı ve Kürdistan’da partileşmeye biçtiği rol çok farklıdır. Onun için de günümüzde parti gerçekliğine daha ciddi ve bütünlüklü yaklaşmaya ihtiyaç vardır. Bu tür yaklaşımlar ciddi bir şekilde eleştiri ve özeleştiri gerektiriyor. Şimdi bunları ciddi mesele yapıp üzerinde durmak gerekmektedir.

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]