28/06/2017

PKK Yenilmezliğinin Sırrı Tarih Bilinci Oluşturmasında Saklı

Tarih bilincinin yok edilmesi; özgürlük bilincinin, vatan bilincinin yok edilmesi, ortadan kaldırılması ya da böyle bir bilincin ortaya çıkmasına, gelişmesine imkân tanımama olarak değerlendiriliyor.

 

 

 

Duran KALKAN

Önderlik, tarihi bugünün doğru anlaşılması olarak tanımladı. “Tarih günümüzde saklı, biz tarihin başlangıcında saklıyız” dedi. Tarihi bütün bilimlerin anası olarak değerlendiriliyor. Tarihi insanın zihniyet birikimi olarak değerlendirirsek, insan eliyle yaratılan her şeyin de bu zihniyet birikimine dayalı olarak gerçekleştirildiği bir gerçek. O halde bütün pozitif ve beşeri bilimlerin hepsi tarih bilincinden, tarih biliminden, tarih olarak ifade ettiğimiz insanın zihniyet birikiminden kaynaklanmıştır, ona dayalı olarak geliştirilmiştir. Bu ne anlama geliyor? Ne kadar tarih bilimi gelişirse, diğer bilim dalları o kadar çok geliştirebilir. Tarih biliminde ne kadar zayıf kalınırsa, diğer bilim dallarında da o kadar geri kalınır. Diğer bilim dalları gelişir, tarih bilimi geride kalır diyemeyiz. Öyle olsa önceliği diğer bilim dalları alır. Hâlbuki realite öyle değil! Tarihsel gerçeklik öyle değil! İnsan bilincinin tarihsel bilincin gelişim durumu kesinlikle böyle değil. Bu nedenle değişik bilim dallarında gelişmek için tarih bilimini geliştirmemiz gerekiyor. Tarihsel olarak insan aklının en ileri gelişim düzeyine ulaşmamız gerekiyor. Zihniyet dünyamızı güçlü, zengin yaşam gerçeklerinin çeşitli boyutlarını anlayabilir hale getirmemiz gerekiyor.

İnsanın aklı, toplumsal akıl, oluşan tarih bilinci oluyor. Başka bir yerden insanın yaşam gerçeğini çözebilme, anlayabilme durumu yoktur. O halde insanın kendini tanıması, toplumu tanıması, doğayı tanıması toplumsal bilinç sayesinde oluyor; toplumsal bilince dayalı olarak gelişiyor. Hem toplumsal doğanın (ikinci doğa) hem de doğanın (birinci doğa) kavranmasında en temel yeri tarih bilimi tutuyor. Diğer yandan toplumsal gerçekliğin, yaşam gerçekliğinin anlaşılması, Önderliğin savunmalarında hakikat olarak tanımladığı özgür yaşam gerçeğinin özelliklerinin bilinmesi, onlara bağlı, onu yaşar hale gelinmesi de tamamen tarih bilincine bağlıdır. Bir insan veya bir toplum ne kadar tarihsel olarak bir zihniyet birikimini doğru şekilde gerçekleştirmiş olursa o kadar hakikate yakındır. Yani yaşamı o kadar doğru anlamaya, onun gereklerine uygun hareket etmeye, özgür iradeli olmaya yakın demektir. Yaşamı bilerek, anlayarak, planlayarak, örgütleyerek gerçekleştiriyor demektir. Bunun tersi de; tarih bilincinin zayıf ya da olmaması da insanı hakikatten, özgür yaşamdan, yaşam gerçeğinden o kadar uzak kılar, basitleştirir; anlayarak, planlayarak bir yaşam sürdüren değil de refleksleriyle, çevrenin yönlendirmesiyle, sürüklenerek bir yaşam sürdüren hale gelir. Öyle bir yaşamın da verimi olmaz. İnsan ve toplum yaşamına herhangi bir katkısı ortaya çıkmaz. Ne kadar tarih bilinci, o kadar bugün ki yaşamın çözümlenmesi, özgür yaşam hakikatinin anlaşılması ve ona ulaşılması anlamına gelir.

Tarih bilincinin derinliği, özgür yaşam bilincine derinden varmayı, zayıflığı ise ondan uzak olmayı ifade ediyor. Tarih bilincinden yoksunluk insan ve toplum olmaktan çıkmayı ifade eder. Toplumların var oluşuyla, özgür yaşamıyla ilgili bir konudur. Bir toplumun toplum olarak var olma, toplum olarak kalma ve özgür yaşama ulaşmada başta gelen unsur; tarih bilinci! Toplumların bugünün yaşamını anlayacak, çözümleyecek, örgütleyecek bir bilince ulaşması oluyor. Tarih bilinci merkezi uygarlık döneminde üzerinde en çok tartışılan, mücadele edilen bir konu haline geliyor. İnsan aklının ve emeğinin ürettiği arttık değer üzerinde mücadele, hırsızlık, egemenlik arayışı ortaya çıkmaya başladığından itibaren bunun yapılabilmesinde iki temel yöntem izleniyor: birisi zordur; çok çeşitli biçimlerde zor kullanımı, şiddet uygulama, oluşmuş artık değeri böyle bir zor gücüne dayanarak ele geçirme, yağmalama, talan etme! Diğeri ise bilinç olarak, düşünce gücü olarak bir insanın veya toplumun kendi emek gücüne sahip çıkar durumdan uzaklaştırılması, ya da emek gücünün değerini yeterince anlayamaz ve ona yeteri düzeyde sahip çıkamaz hale getirilmesi oluyor. Zorla artık değer sömürüsü gerçekleştiği gibi bilinç çarpıtmasıyla da gerçekleşiyor. Hatta tarihsel olarak bilinenin aksine daha fazla artık değer sömürüsü bilinç çarpıtılması ile gerçekleşiyor. Özellikle günümüzde kapitalist modernite sistemi bunu çok daha fazla uyguluyor, liberalizm denen ideolojik yapılanmanın bütün marifeti, mahareti bunun üzerine kurulmasıdır.

Önderlik, “kapitalizmin gücü silahından ya da parasından değil, liberalizminden geliyor” dedi. Bununla insan zekâsının, onu ifade eden tarihsel olarak birikmiş bilincin çarpıtılmasını, zayıflatılmasını ifade ediyor. Öyle ki emek değeri güçlenmiş ama onun ne anlama geldiğini bilemeyen, ona sahip çıkamayan bir duruma getirilen birey veya toplum sömürülmeye, egemenlik altına alınmaya, egemenlik altında tutulmaya açık bir toplum haline getirilmiş oluyor. Herhangi bir zora ihtiyaç kalmadan neredeyse kendi rızasıyla sömürülür, baskı altına alınır hale geliyor. Bu bakımdan merkezi uygarlık güçlerinin, iktidarcı ve devletçi güçlerinin elinde baskı ve sömürü uygulamada iki temel silah var; biri zor aygıtları, diğeri bilinç aygıtları! Bilinç köreltme; saptırma, zayıflatma durumudur. Bununda başında tarih bilinci gelir; çünkü bütün bilimlerin anası tarih bilimidir, dedik. Eğer bu doğruysa, her şey biraz da tarih bilincine bağlı olarak gerçekleşiyorsa, insan ve toplum varlığı, özgürlüğü buna dayalı olarak var oluyorsa, o halde insan ve toplumu baskı ve sömürü altına almanın önemli bir yöntemi olan bilinç saptırmasında da en başta gelen tarih bilincinin saptırılması, tarih biliminin köreltilmesi olur. Bunu, egemen uygarlık güçleri çok bilinçli, örgütlü ve oldukça planlı şekilde yapıyorlar. Özellikle kapitalist modernitenin ulus-devlet sistemi, Önderliğin savunmalarda toplum kırım olarak tanımladığı bir düzeyde bilinç köreltme, bilinç saptırmayla uğraşıyor. Toplum kırımın özü, zihniyet kırımıdır; zihniyet saptırmasının veya köreltilmesinin yaratılması durumudur. Bir kere öyle yapı kırıldı mı, insan ve toplum daha rahat sömürülür olmaktan da öteye, daha gönüllü, istekli, kendi rızasıyla sömürülür, egemenlik altında tutulur hale geliyor. Bu, köleliğin katmerleşmiş biçimi, daha derinleşmiş halidir. Bu nedenle bütün egemen, iktidar ve devletçi güçler bilinç köreltmeyle, özellikle de tarih bilincinin zayıflatılmasıyla uğraşırlar. Bunu kuşkusuz tarihi yok ederek, tarih gerçeğini toplum yaşamının gündeminden çıkararak yapmaya kalkmıyorlar; öyle yapsalar hileleri daha açık görülebilir. Neyle yapıyorlar, içini boşaltıyorlar, özünü saptırıyorlar. Tarihi canlı bir yaşam gerçeği olmaktan çıkarıyor, ölü, kendisinden yararlanamayan, aslında biraz yük durumuna düşen, yine nostalji olarak tanımlanan tatlı veya acı anılar biçiminde yaşanmış sayılan kronolojik bilgi yığını haline getiriyorlar. Kendileri onun canlı özünden yararlanıyor, insan ve toplum gerçeğini derinliğine anlayacak bir bilinç durumu ortaya çıkarıyorken, toplum içinse bu öldürülmüş, içi boşaltılmış, posa haline getirilmiş bilgi yığınlarını koyup, onunla oyalıyor. Tarihin içini boşaltıyorlar, tarih bilinci bu biçimde köreltiliyor. Bu maksatlı, bilinçli bir durumdur. Dolayısıyla tarihi bu biçimde anlamak yanlış! Tarihi sadece kronolojik bilgiler yığını olarak görmek değil de, insan ve toplum gerçeğini yaşayan canlı, bugünü aydınlatan geleceğe yön veren birikimi olarak görmek; yaşanmış olanın gelecek yaşam için içerdiği dersleri görebilmek, onları açığa çıkarabilmek tarih bilinci oluşturmanın esasını, özünü ifade ediyor. Tarih bilincine sahip olalım derken, bunu görmemiz, anlamamız gerekiyor.

Tarih bilinci, bugünü çözmemizin, anlamamızın en temel yöntemidir. Onsuz insan ve toplum var olamaz. İnsan ve toplumu tanımlayan zihniyet gücü, akıl durumu ortada olmaz. Tarih bilinci sadece kronolojik bilgiler, olay ve olguların yer ve zamanların bilinmesi değildir. O tarih bilincinin özünü boşaltmaktır. Dolayısıyla canlı, insan ve toplum yaşamına yön veren, onun geleceği hakkında öngörü oluşturmasını sağlayan bir bilinç durumudur. İnsanı bugünü anlayıp geleceği tasarlamasını sağlatan bilinç durumunu ifade ediyor.

Sömürgecilik açısından bu durum daha katı ve keskindir. Diğer iktidar ve devlet egemenliğinden öte sömürgeci egemenliğin sadece ekonomik, siyasi boyut içermediğini, tersine ulusal ve kültürel boyutlar içerdiğini de biliyoruz. Kürdistan üzerindeki sömürgeci egemenlik diye ifade ettiğimiz devlet ve iktidar sisteminin sadece siyasi tahakküm ve ekonomik sömürü amacını gütmediğini, tümüyle ulusal kültürel bir egemenliği, sömürüyü, asimilasyonu içerdiğini iyi biliyoruz. Önder Apo buna “kültürel soykırım rejimi” dedi. Sadece siyasi, ekonomik gücü sömürme değil, dil, tarih, kültür olarak toplumun ortaya çıkardığı birikimleri sömürme, ele geçirme ve kendi hizmetine koşmayı içeriyor. Bu sömürülerin en kapsamlısı, en katısıdır. Toplumun sadece emek ve artık değer gücüne dönük bir sömürü değil, dil tarih kültür olarak toplumun yaşattığı her şeye dönük sömürü durumunu ifade etmektedir. Toplumun tarih boyunca var ettiği bütün değerleri, toplumsal özü sömürmeyi, emmeyi, kendi egemenliği altına almayı ve geriye posası çıkmış bir toplum bırakmayı öngörüyor.  Bu kadar çok boyutlu ve derinlikli bir sömürü yürütmek için de toplumu buna uygun bir egemenlik biçimini, saldırı biçimini topluma yöneltmesi gerekiyor. İşte, kültürel soykırım rejimi böyle ortaya çıkıyor. Birey ve topluma saldırının daha katmerli olması burada gerçekleşiyor. Böyle bir uygulamada normal iktidar ve devlet güçlerinin artık değer sömürüsünün çok ötesinde bir saldırı birey ve topluma yöneltiliyor. Bu saldırıların her iki boyutunda en uç noktada uygulanması var. Zor boyutunun soykırım, katliam düzeyinde uygulanması; fiziki katliamı, yok etmeyi öngörecek, içerecek bir düzeye çıkarılması yaşanıyor. Bilinç saptırma ise, tümüyle tarih bilincinin yok edilmesi olarak gerçekleşiyor. Bir bireyi ve topluluğu birey ve toplum olmaktan çıkarmanın en etkili yolu onu tarihsiz kılmaktır; kendine ait bir zihniyet birikiminden yoksun bırakmaktır.

Toplumu ulusal, kültürel varlık olarak yok etmek; ulusal, kültürel değerlerini sömürebilmek için onu tarih bilincinden yoksun bırakmak, bu işi yapmanın en kolay yöntemidir. Bu anlamda tarih bilincine saldırı demek, zihniyete ve düşünceye saldırı demektir. Bireyin ve toplumun kendine ait bir zihniyetin, düşünce birikimin bırakılmaması, bu temelde oluşmuş her şeyin yok edilmesi, sömürülmesi demektir. Böyle olunca birey ve toplum kendi gerçeğini göremez, kendisi için düşünemez, çıkarlarını bilemez, kendisi açısından özgür gelecek tasarlayamaz, planlayamaz, ona yönelemez hale geliyor. Bu da başka değerlere bağlanmayı, toplumsal başkalaşmayı getiriyor. Şimdi Kürdistan’da en çok uygulanan saldırı yöntemi budur. Kültürel soykırım rejiminin en çok saldırdığı alan burasıdır. Hedefledikleri kültürel soykırımdaki başarıyı tarih bilincinin yok edilmesindeki başarıya bağlıyorlar. O nedenle ayrı bir tarih anlayışı, bilincinin oluşmasına asla fırsat vermek istemiyorlar. Kürtleri toplum olmaktan çıkartarak özümseyebilmek, ulusal başkalaşıma uğratabilmenin temelinde, toplumu kendi gerçekliği olarak var eden tarih bilincinden yoksun kılmayı öngörüyorlar. Bu, plansız bir olgu değil, çok bilinçli ve planlı bir saldırı biçimidir. TC özel savaş merkezinin deşifre olan birçok eylem planı belgesinde, “PKK’nin ayrı bir tarih oluşturma çabalarının engellenmesi konmalı” denilmektedir. PKK’nin yenilmesi askeri ve siyasi yollardan önce böyle bir saldırıyla olabileceğini ifade etmekteler. Bunun için Önderlikle onca görüşmeler yapıldığı dönemde bile Önderlik savunmalarının basılmasına, yayınlanmasına izin verilmediğini hatırlamak gerekir. Çünkü savunmalar ayrı bir tarih bilinci oluşturmaktadır. Kürt toplumunu tarih bilinci temelinde tanımlamakta; kültürel soykırım rejiminin bütün çaba, planlarını boşa çıkarmaktadır.

Bilinç birikimi olarak tarih, yurtseverlikle, halkçılıkla, toplum olma gerçeğine bağılıdır. Tarih bilincinin yok edilmesi; özgürlük bilincinin, vatan bilincinin yok edilmesi, ortadan kaldırılması ya da böyle bir bilincin ortaya çıkmasına, gelişmesine imkân tanımama olarak değerlendiriliyor. Bütün bunlara karşı Önder Apo, en baştan beri iktidarcı-devletçi egemen sistem gerçeğini, yine sömürgeci, kültürel soykırım gerçeğini derinden idrak etti. Böyle bir sistemin saldırı oklarını tarih bilincine yönelttiğini, toplumu tarih bilincinden yoksun kılarak ve buna dayalı biçimde toplumu, toplum olmaktan çıkarmayı öngördüğünü bildiği için, kültürel soykırım rejimine karşı mücadelenin merkezine tarih bilincini oturttu. Kültürel soykırıma karşı varlık ve özgürlük mücadelesini temeline tarih bilincini koydu. Tarih bilincinden yoksunluğu insan ve toplum olarak yok olma, biçimde değerlendi. Varlık ve özgürlüğü de tarih bilincinin oluşumuna dayandırdı.

Toplumun tarih bilincini oluşturmak için bütün düşüncelerini, arayışlarını tarihsel temellere oturttu. Yeni bir tarih bilinci, çizgisi, tezi geliştirmeye yöneldi. Toplumu tarihsiz olarak tanımlamak, tarihten koparmak asla mümkün değil, dedi. Toplumu, tarihin yarattığı bir realite ve olgu olarak gördü. Kürt toplumunun da var ve özgür olmasının kendi tarih bilincine bağlı olarak gerçekleşeceğini değerlendirerek tarih bilinci üzerinde bu kadar durdu. Tarih bilinci oluşmadan, sömürgeciliğin hiçbir saldırısına karşı doğru ve yeterli mücadele edilem­­­eyeceğini değerlendirdi.

Bir toplumun, varlık alanlarına saldırı karşısında direnmesi için, onu var eden gerçekliğe tümüyle sahip olması gerekir. İşte bu da tarihsel toplum olma bilincidir. Tarih içinde, şekillenmiş dil, kültür ve yaşam ortaklığında kendini ortaya koymuş bir bilincin var olması, yaratılması olarak gördü. Bütün mücadelelerinin temeline bunu koydu. Temel mücadeleyi zihniyet mücadelesi olarak gördü. Önderlik baştan beri Kürt toplumuna dayatılan sömürgeciliğin en tehlikeli yönünün zihniyete, düşünceye yöneltilen boyutu olduğunu, sömürgeciliğin en tehlikesinin zihniyet ve düşünce kırımı olduğunu değerlendirdi. En tahrip edici asimilasyonunun, zihniyet asimilasyonu olduğunu ifade etti. İnsanların, toplum olma bilincinden yoksun kılındığını, bundan yoksun olan, kendini tanımayan ve dolayısıyla gelecek ön göremeyenin de var olamayacağını, özgür olamayacağını, fiziki olarak var olsa da bunun başkalarına hizmet etme temelinde kölelik tarzında bir var oluş olacağını açıkça ortaya koydu. Bütün çalışmalarının merkezine tarih bilinci oluşturmayı, yeni bir zihniyet oluşturmayı koydu. Mücadelesinin merkezine ideolojik, zihniyet mücadelesini yerleştirdi. Burada başarı sağladığı, gelişme yaratabildiği oranda da topluma yöneltilmiş ekonomik ve siyasi sömürgeci saldırılara karşı bilinçlenme, örgütlenme ve mücadele etmeyi geliştirdi.

Siyasi ve askeri mücadele boyutları tarih bilincinin gelişmesine dayalı olarak ortaya çıktı, gerçekleşti, gelişti. Başarı, tarih bilincindeki derinliğe bağlı oldu; ne kadar tarih bilincinin doğru gelişimi, derinliği oluştuysa o kadar siyasi ve askeri mücadelede doğru yöntem, tarz geliştirme ve başarıyla uygulama gerçekleşti. Önderlik, siyasi ve askeri mücadele pratiğinde tarz ve taktik bakımından ortaya çıkan zayıflıklar, yetersizlikler, başarısızlıkların arkasında tarih bilincindeki yetersizliği gördü. “Eğitimsizlik” derken de tarih bilincindeki zayıflığı kastetti. Önderlik şunu hep söyledi: “İnandığınız, çözümleyebildiğiniz yeterli bir tarih bilinciniz olursa, ne yapmanız gerektiğini, nasıl yapmanız gerektiğini bilmek zor olmayacak. Ne yapacağınızı da, nasıl yapacağınızı da çok iyi görür, kendinizi bu işe tümüyle verirsiniz. O zaman doğru karar almamak, etkili söz söyleyememek, başarılı eylem yapamamak için hiçbir neden kalmaz. Eğer bunlarda kusur, eksiklik varsa tarih bilincinizi, zihniyet durumunuzu gözden geçirin. Neye, ne kadar inandığınıza bakın!”  Pratikteki yetersizliklerin ardında hep zihniyet, bilinç yetersizliğinin yattığını öngördü, değerlendi ve yeterli hale gelmeyi, pratikte başaran hale gelmeyi de zihniyet durumunun güçlendirilmesine, geliştirilmesine bağladı. Bu nedenle eğitime, tartışmaya, araştırmaya bu kadar önem verdi. O nedenle bu kadar inceledi, okudu, yazdı. Çalışma ve mücadelesini çok büyük oranda düşünce alanında yürüttü.

Önderlik, ideolojik mücadele yürütülmeden, ideolojik mücadelede kazanılmadan siyasi ve askeri mücadelenin kazanılmayacağını, değerlendirdi. Bu temelde bütün çabasını düşüncede kazanma, yeni bir tarih bilinci oluşturmaya ve bu temelde birey ve toplumun kendini yeniden doğru tanımlar, kendi gerçeğini görür ve hakikatini anlar hale gelmesini sağlamaya çalıştı. PKK mücadelesinin özü bu oldu. Önderliğin, zihniyet ve vicdan devrimi ile kastettiği buydu. PKK pratiğinin siyasi, askeri pratik olmaktan önce bir kişilik devrimi pratiği olması, kişilik devrimini her şeyin önüne alması, başta gündemleştirmesi bundan ileri geldi. PKK devrimi, kişilik ve zihniyet devrimi olarak gerçekleşti. Zihniyet alanındaki değişiklik ve gelişmenin düzeyi aslında özgürlük devrimin gelişmesi, özgür toplum olmamın gerçekleşmesi, siyasi ve askeri olarak direnişin geliştirilmesinin düzeyini belirledi.

Önderlik bunu geçen süreçte yoğun olarak ulusal düzeyde yaparken, üçüncü Önderliksel doğuş çerçevesinde ise bütün insanlık açısından tarih bilinci oluşturma yaklaşımını geliştirmeye çalıştı Demokratik Toplum Manifestosu bunu içeriyor. Sadece Kürtler açsından değil, bütün insanlık açısından yeni bir tarih bilinci ve tezi yaratmayı öngörüyor. İlk birinci doğuş, Önderliksel çıkışta esas olay Kürt tarihinin yaratılması, tanımlanma; Kürtler açısından, kültürel soykırım rejiminin yok etmeye çalıştığı tarih bilincinin yeniden yaratılıp, özümsetilmesi çabasıydı. Önderliği diğer ‘sözde’ liderlerden ayıran, toplum tarafından benimsenir, pratiğini başarılı yürütür kılan özelliği de sömürgeciliğin ve kapitalist modernite sisteminin çeşitli biçimler şeklinde verdiği tarih anlayışını olduğu gibi ya da göstermelik değişimlerle almayıp, onları sorgulayan, eleştiren ona karşı Kürt toplumunun özgür varlığını öngören tarih tezi, bilinci yaratma çalışması oldu. Bu konuda kesin, ilkeli tutumu her türlü gelişmenin temelini oluşturdu. Yetersiz olabilir, her şeye cevap olmayabilir, tam bir bütünlük sağlamayabilir ama en azından kendine ait tarih tezinin ortaya çıkması, tarih bilincinin oluşması Kürt toplumunu yeniden bilinçlenmeye, gerçeğini görmeye, kendisi için yaşam arayışına girmeye ve böylelikle özgürlük mücadelesine yönelmeye götürdü. Özgürlük mücadelesiyle birlikte tarih tezi zenginleştikçe ve bilinci geliştikçe de siyasi ve askeri mücadele boyutlandı. Ne kadar saldırı büyürse büyüsün, saldırılar ulusal ve bölgesel düzeyi aşarak küresel düzeye ulaşırsa ulaşsın, bütün küresel kapitalist modernite sistemi güçlerinin birleştirerek saldırır hale gelse bile, hepsine karşı bir direnme gücü gösterdi. Onları yenilgiye uğratmasa da, onların saldırıları karşısında kendisi de yenik düşmedi. Bu kadar direnç nereden geldi? Silahlı gücünden mi, hayır! Ekonomik gücünden mi, hayır! Siyasi gücünden mi, hayır! Dikkat edilirse bunların hepsi en alt sınırlarda seyrediyor. Gerçeği böyle anlayanlar mücadeleyi hep askeri, siyasi ve ekonomik boyutta görenler aslında Kürtlerin nasıl direndiklerini anlayamıyor, anlamadıkları için de şaşkındırlar. Hala da bu işin içinde başka nedenler olabilir mi, diye hep polisiye, istihbarati bir yaklaşım gösteriyorlar. Birileri gizliden gizliye destek mi veriyor, diye, PKK’yi şunun veya bunun kullandığı bir hareket olarak görmeye, anlamaya çalışıyorlar. Çünkü kendilerinin aklı başkasına yetmiyor! O akla, felsefeye göre, pozitivizmin çok değişik versiyonları da olsa, her şeyi maddi olgularla değerlendiren gerçeğine göre, aslında PKK’nin var olmaması gerekiyor. Böyle bir direnişin sürmemesi, başarılmaması gerekiyor. Şimdi kırk defa yenilmeli, yok olmalıydı, ama öyle olmuyor; neden olmuyor, anlayamıyorlar! Bazılarınınki bilinçli saptırmayı ifade ediyor, bilmezlikten değil.

Ama gerçekten anlaşılmayan boyutu da vardır. Önderlik, pozitivizm olarak tanımladı.  Pozitivist felsefeye göre PKK gerçeği anlaşılır değildir. Zaten pozitivizmi eleştirip, aşabilmesi de Önderliğin PKK’nin var olmasına dayandı; böyle bir mücadeleyi yürütebilmesine dayandı. Bu mücadele neye göre oluyor, nereye dayanıyor? Bazları soruyor; “PKK yenilmezliğinin sırrı nerede?” diye. PKK yenilmezliğinin sırrını, tarih bilinci oluşturmakta aramak gerekir. Eğer bir sır arayacaksak kesinlikle buraya dayandırmalıyız, başka yerde aramamalıyız. PKK yenilmezliğini toplumun kendini ahlaki ve politik olarak tanımlayabilir, anlayabilir duruma gelmesinde görmek lazım. Bu duruma gelindikten sonra, direniyor işte! Direnişte başarılı olup, olmaması durumu; siyasi ve askeri mücadelede gelişme, güç sahibi olma durumu kuşkusuz böyle bir bilincin derinliğiyle bağlantılıdır. Bilinç ne kadar yüzeysel, zayıf olursa politik, askeri mücadele de o kadar dar, yüzeysel dolayısıyla da zayıf kalıyor. Önderlik bunu ulusal düzeyde Kürtler açısından yaptı ve belli bir sonuç açığa çıkardı ve gördü ki; sorun sadece Kürtlerle sınırlı değil. Tarih bilincinin karartılması, tarihsiz kılma, tarih bilincinden yoksun kılma sadece Kürtlere dayatılan bir olgu değil; evet, Kürtlere dayatılan bu işin en uç noktası, en vahşi, saldırgan olanı, en acımasız olanı ama bütün toplumlar böyle. Bütün toplumlara iktidarcı-devletçi güçlerin özellikle de kapitalist modernite güçlerinin dayattığı bir toplum kırım var. Toplum kırımın özü -bir kere daha tekrarlarsak- zihniyet kırımıdır; onun da merkezinde tarih bilincinin yok edilmesi, toplumların, insanların tarihsiz bırakılması, başka tarihlere bağlanması vardır. Bu saptırma nasıl ortaya çıkıyor; toplumsal gerçekliğin tarihsel var oluşu yok ediliyor, saptırılmış bir biçimde bütün tarihsel değerler bazı tekel güçlerinin ortaya çıkarmış olduğu değerler gibi ortaya koyuluyor, gösteriliyor. Uydurma bir tarih yazılıyor; hiç de hak etmeyen, sahibi olmayan güçlere tarihsel değerler bahşediliyor, toplum tarihsiz bırakılıyor, tarih devletin eline geçiriliyor. Başta sömürü, tarih sömürüsü oluyor. Öyle maddi, ekonomik, siyasi sömürüden önce tarih sömürüsü geliyor. Toplumun kendi tarihini bilme, yazma, tarih tezi oluşturma gücü bırakılmıyor. Toplum olmaktan çıkartılıp, devletin kölesi haline böyle getiriliyor. Buna karşı da Önderlik, Demokratik Uygarlık sistemini geliştirdi, onun tarihsel tezini oluşturdu. Kürtler açısından olduğu kadar bütün toplumlar, halklar açısından da gerekli olan, geçerli olan, “devletli tarih“ diye ortaya konmuş olan uydurma tarihin karşısında gerçek bir tarih anlayışı, tarih tezi olarak Demokratik Uygarlık tarihini tanımladı. Onu unsurlarıyla, dönemleriyle, günümüzdeki durumu ve yeniden inşa boyutlarıyla ortaya koydu. Böylece toplumsallığı iktidar ve devlet tasavvurundan, baskısından, sömürüsünden kurtarmaya çalıştı. Bir kere böyle bir bilinç, anlayış olmadan kendini bu biçimde tanımlama gerçekleşmeden ve buna dayalı bir gelecek, özgür yaşam tasarısı olmadan toplumların iktidar ve devlet tekelleri elinde sömürüden kurtarılması, onlara karşı başarılı bir özgürlük mücadelesi vermesi mümkün olamazdı.

Önderlik, savunmalarında Demokratik Uygarlık sistemini geliştirerek, Demokratik Modernite kuramını oluşturarak bütün insanlığı kapitalist modernite sisteminin geliştirdiği baskı ve sömürüye karşı özgür, farklılıklara dayalı, eşit ve demokratik yaşama ulaşmak üzere mücadele etme bilincine kavuşmasını sağladı. Önderlik savunmaları böyle bir bilinci ifade ediyor, bütün insanlara hitap ediyor, tüm insanlık için baskı ve sömürüden kurtuluş yolunu gösteriyor. Bu kurtuluş yolunun merkezinde ne var, tarih bilincine sahip olma var; kendi tarihini yaratma var, görme var, anlama var. Kendi tarihini görme, tarihine sahip olma neyi ifade eder; gelecek için ders çıkarmayı, ifade eder. Başkasının tarihinden kendisine yeterince ders çıkaramazsın! Eskiden, “tarihi olmayanın geleceği de olmaz” derlerdi. Dolayısıyla Kürtler ve diğer halklar açısından da, geleceği yok edebilmek için tarihi yok edildi. Şimdi gelecek yaratabilmek için de tarih bilincine sahip olmak, kendi tarihini tanımlayabilmek, görebilmek, oradan güç alabilmek gerekiyor. Tarihi doğru anlamak, doğru duruş kazanmak, günlük yaşamın sorunlarına yeterli çözüm bulabilmek, özgür yaşamın başarıyla yaratılmasını sağlayabilmek demektir. Onun üslubunu, yöntemini, duruşunu, ölçülerini, imkânlarını ortaya çıkarabilmek demektir. Tarihsizlik ise yokluktur! Kölelik ise tarih bilincinden son derece zayıf bırakılmayı, başkalarının tarih bilincine bağlanmayı ifade ediyor.

Özgürleşmek, kendi tarih bilincini yaratmaya, ona sahip olmaya bağlıdır. Bunun dışında bir özgür duruş, özgür yaşama ulaşma kesinlikle yoktur. O halde özgürlük mücadelesi yürüteceksek, özgürlüğü elde edecek ve kesin bir yaşam olarak ortaya çıkartacaksak, bilmeliyiz ki bunun merkezinde özgür düşünce, zihniyet özgürlüğü; bunun da merkezinde tarih bilinci yer almaktadır. Kendi tarihsel gerçeğini bilme, tarihsel değerlerine sahip olma, tarihin içerdiği toplum, vatan, kültür, dil değerlerini görebilme, anlayabilme, sahiplenebilme ve onlarla yaşayabilmeyi tek yaşam gerçeği olarak kabul edebilmek gerekmektedir. Bunun dışında herhangi bir tarih bilinci ve özgür yaşam bilinci kesinlikle yoktur.

HBDH ve Ortak Mücadelede Dönem Perspektifi

Bu bakımdan Halkların Birleşik Devrim Hareketine ihtiyaç oldu. Belirttiğim nedenlerle hareketler de bu konuda duyarlı olunca hızlı bir biçimde bir ittifak oluşturduk. Bir toplandık...

PKK’de Kitle Çizgisi

PKK baştan itibaren ilkel ve reformist milliyetçi çizgiden kopmuş, bununla mücadele etmiş bir harekettir. Giderek bu yaklaşımını demokratik ulus çizgisinde daha kapsamlı bir teorik analize, yine politik bir yaklaşıma...

KATAR KRİZİ VE DEMOKRATİK ORTADOĞU

son Rakka Hamlesinin ortaya çıkardığı çok önemli sonuçlar var. Birincisi, artık DAİŞ’in sonunun geldiğini göstermesidir. İkincisi...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]