20/08/2017

Tarih nedir?

Bu bakımdan tarih bilimini sadece kronolojik bilgiler olarak değil, tersine, o bilgilerin yaşam ve mücadelede anlam ifade edecek, ön aydınlatacak, yol gösterecek şekilde işlenmesi, yorumlanması, muhakemeden geçirilmesi...

 

 

 

Duran KALKAN

Tarih sadece kuru kuruya bazı bilgileri beyne doldurmak değildir. Kuşkusuz kronolojik bilgiler de gerekli ve önemlidir. Olayların nerede, ne zaman, nasıl yaşanıp nasıl sonuçlandıklarını elbette bilmek gerekir. Ama bununla sınırlı kalınırsa kuru bilgi olur. Onun bilen insan için, yaşandığı an için anlam ve önemi nedir, bunun cevabı ortaya çok fazla çıkmaz. Bu bakımdan tarih bilimini kuru kronolojik bilgilerin ezberlenmesi olarak görmemek lazım. O olayların neden ve sonuç ilişkileri temelinde değerlendirilmesi, birbirleriyle bağlantılandırılması, o olaylardan benzer olaylar gündeme geldiğinde onlara karşı nasıl davranmak gerektiği konusunda bir anlayışın, perspektifin ortaya çıkartılması, yani yorumlanması tarih bilimi oluyor.

Bunu yapabilmek için de bilgileri kuşkusuz bilmek gerekiyor. Yani olaylar bilinmeden, tarihte neler yaşandığına dair kronolojik bilgiler olmadan onları yorumlamak, analiz etmek, bugün ve yarın için derslerini çıkarmak mümkün olmaz. O açıdan kuşkusuz bilgi edinmek gereklidir. Bilgisiz olmaz. Fakat burada ifade etmek istediğimiz şey, tarihi sadece bilgi edinmek olarak değil, o bilgilerin ifade ettiği olayların yaratıcı bir analizi olarak görmek gerektiğidir. Bu da tarih bilimini son derece canlı, yaratıcı kılıyor.

Olaylar değişmezdir. Tarihte yaşanmış çeşitli olaylar bugün de, insanlar tarafından on sene, otuz sene ele aldığında da yine aynıdır. Falan tarihte falan yerde şöyle bir olay yaşanmış, şu sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bu bilgiyi dünün insanları da böyle biliyorlardı, biz de böyle biliyoruz, bizden kırk, elli, yüz yıl sonra da aynı şekilde bilirler. Onlar değişmez ama o olaylardan çıkarılacak dersler, bugün ve yarın için yaşam ve mücadeleye yol gösterecek perspektifler her zaman bu işi yapan insanların durumuna, analiz etme özelliklerine, çözmek üzere karşı karşıya bulundukları sorunların niteliğine göre değişir.

 O bakımdan tarih bilimi değişmeyen, mutlaklaşmış kuru bilgi değildir. Yaşanmış olayların her zaman insanlığın karşı karşıya bulunduğu sorunları çözmek için analiz edilmesinden, yorumlanmasından çıkan sonuçtur. İnsanlığın karşı karşıya geldiği sorunlar sürekli değiştiğine, yaşam ve mücadele sürekli yenilendiğine göre tarihte yaşanan olayların yorumlanması da hep değişir. Her zaman bir başka açıdan bakılır, farklı yönlerden ele alınıp incelenir, dolayısıyla da her zaman farklı sonuçlar çıkar. Değişik bir yön ortaya çıkar. Farklı sonuçlardan kasıt budur. Olaylar değişmez tabii. Önceki analiz yanlıştı, şimdiki doğru oldu denemez. Öncenin ihtiyacı farklıydı, çözüm aranan sorun ayrıydı. Ona çözüm bulmak için belli bir yönden ele alındı, çözümlendi. Gereken sonuç çıkarıldı, yararlanıldı ve geçildi. Şimdinin sorunu ise ayrıdır. Dolayısıyla bu yeni soruna çözüm bulmak için daha farklı bir açıdan geçmişin olaylarına bakmak gerekir. Oradan da daha farklı sonuçlar çıkar. Bu durumda ne bir önceki analiz yanlıştı da şimdiki doğrudur, ne de önceki doğruydu da şimdiki yanlıştır. Tersine, hepsi yapıldığı zamanın gereklerine göre, çözülmek istenen sorunların niteliğine göre yapılanmış olur, onlara cevap oluşturur. Dolayısıyla eğer analiz ve yorumlama bütünlük içerisinde ele alınmış, olaylar birbirine bağlanarak neden-sonuç ilişkileri içerisinde çözümlenmek istenen sorunun özelliklerine göre ele alınılmışsa oradan istenen, ihtiyaç duyulan sonuçlar çıkar. İşte buna tarih analizi, tarihin yorumlanması diyoruz. Tarih bilimi böyle bir yorumlama, analiz etme oluyor. O bakımdan da sürekli bir yenilik, bir canlılık içeriyor. Kuru bilgi olmaktan çıkıp insanların, toplumların ihtiyaçlarını karşılayacak canlılıkta, yenilikte, yaratıcılıkta bir nitelik kazanıyor.

İnsanlığın bugünü başarılı yürütebilmeleri, yarın için hazırlıklı olabilmeleri de esas itibariyle böyle bir tarih bilincine sahip olmalarına bağlı oluyor. Yani tarih bilgisine sahip olup onları günlük olarak yaşadıkları anın sorunlarını çözme doğrultusunda analiz edebilme, yorumlayabilme yetilerine bağlı oluyor. Dikkat edilirse insanlar bir şeyler yapıp yıkıyorlar. Yaptıkları şeylerin çoğu bir süre sonra yıkılıyor. Hiçbirisi ayakta kalmıyor. Maddi olsun manevi olsun, başından sonuna kadar insanlık tarihi boyunca bu hep aynı olmuş. Ne bir maddi yapı vardır ortada, ne bir düşünce yapısı, ne inanç durumu. Farklı dönemlerin özelliklerine göre bütün bunlar hep değişmiştir. Bir dönemin insanları maddi manevi olarak bir şeyler yapmış, onlardan yararlanmış ve daha sonra tüm bunlar yıkılmıştır. Farklı bir dönemin insanları ondan da yararlanarak yeni şeyler yapmışlar, sonrasında yine yıkılmıştır. Yani insanlığın elinde maddi ve manevi olarak süreklilik arz eden bir yapı yoktur. Bir dönem kullanılan, yararlanılan her şey daha sonra değişime uğramıştır. Yıkılıp yerine yenileri yapılmıştır. İnsanlık elinde değişmeyen, sürekli yararlanılan, yaşamdan çıkan, insanlığın her döneminde geçerli olan tek şey tarih bilincidir. Tarih bilimi insanlığın düşünce gücünün gelişmesine, yaşananlardan dersler çıkararak, onları daha sonraki süreçlere aktararak kullanılmasını sağlayan bilim oluyor.

Olayların yorumlanması, değerlendirilmesi, kuşaktan kuşağa aktarılması giderek hem bilgi birikimine hem de bir yorum gücüne yol açıyor. İşte bu bilince tarih bilinci diyoruz, böyle bir yorum yapma gücüne tarih bilimi diyoruz. Yaşamdan geriye insanlık için kalan tek şey tarih bilimi ve bilincidir. Yaşamın daha sonraki kuşaklara, insanlığa kalıcı olarak bıraktığı başka hiçbir şey yoktur. O halde insanlığın hazinesi budur. Geçmişten yararlanabileceği tek kalıcı değer budur. Bu bakımdan da tabii insanlığı var eden, düşünce gücünün ortaya çıkmasına ve gelişmesine yol açan tek gerçekliktir. Dolayısıyla en temel bilim tarih bilimidir, diğer tüm bilimlerin kaynağı odur. Bilimlerin anası deniliyor tarih bilimine. İnsanın günümüze kadar gelen bütün bilmeleri tarih biliminden çıkıyor. Yani yaşanılan süreçlerde ortaya çıkan değerlerin, tecrübelerin daha sonraki süreçlere aktarılarak bir birikimin oluşmasından hareketle yeni yeni icatlar yapılıyor. Beşeri ve manevi yaşam alanlarını çözümleyen bilim dalları geliştiriliyor. Bütün bilim dallarının gelişmelerinin altında tarih bilimi vardır. O bakımdan da tüm bilimlerin hem var olmalarının, hem de gelişip güçlenmelerinin kaynağı olma özelliğini sürdürüyor.

Toplumlar ve bireyler açısından böyledir. İnsanın bugün ve yarın neyle karşılaşacağını bilmemesi, tarih bilimini ve bilincini önemli kılıyor. Dikkat edelim, yarın ya da biraz sonra neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz. Eğer bilebilseydik bu yaşam zaten böyle olmazdı. Biz de yaşama böyle yaklaşmazdık. Çeşitli öngörülerde bulunabilsek, bazı tedbirler almış olsak da bir saat, hatta on-on beş dakika sonra neyle karşılaşacağımız meçhuldür, bilinmezdir. Peki bu bilinmezlik durumunda bir saat sonrası için, yarın için yaşama ve mücadeleye nasıl hazırlanacağız? Neyle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, o halde yaşam karşısında tümüyle yenik mi düşeceğiz? Hiçbir şey yapamaz durumda mı olacağız? Hayır. İşte bunu ortadan kaldıran tarih bilinci oluyor. Eğer tarihten ders çıkarmışsak, güçlü bir tarih bilincimiz varsa, geçmiş yaşamın derslerini edinmişsek, bu bize benzer olaylarla karşılaştığımızda ne yapıp nasıl davranmamız gerektiğini öğretir. Kuşkusuz olaylar tekrarlanmaz, hiçbir olay tekrar tekrar aynı biçimde yaşanmaz, ama benzerlikleri de vardır. İçinde farklılıklar içerse de yoğun benzerlikler taşır. O benzerliklerden dolayı karşılaştığımız yeni olaylar karşısında doğru tutum geliştirebilmek, o olayları doğru yönlendirebilmek, tarihte benzerleri yaşanmış olaylardan ders çıkarmış ve onun bilincine ulaşmışsak mümkün olur. Oradan edindiklerimizle karşılaştığımız olay ve olguları yönlendirebiliriz. Dolayısıyla bugünü yaratır, inşa eder, yürütür, yarına da hazırlıklı oluruz. Demek ki yaşamla mücadele karşısında insanı, bireyi ve toplumu güçlü ve hazır kılan tek şey tarih bilimi ve bilincidir. Tarihin derslerine sahip olunmasıdır. Bugün karşı karşıya kalınan olayları kendi yararına doğru yönlendirebilmesi, yarın karşılaşacağı olaylara karşı hazırlıklı ve güçlü olması tarih derslerini çıkarmasına ve tarih bilincine sahip olmasına bağlıdır. Tarih derslerini çıkarmış, tarih bilinci güçlü olan insanlar yaşam ve mücadeleye her zaman daha fazla hazırdırlar. Bugünün inşasını daha güçlü geliştirirler, yarını daha güçlü karşılarlar.

Eğer böyle bir sorun olmasaydı, yaşamının nereye gideceği, neyle karşılaşacağı bilinmez olmasaydı, insanlar tüm bunları önceden bilebilselerdi bu yaşam tabii ki böyle olmazdı. O zaman tarih bilincinin de bu biçimde bir önemi ve anlamı kalmazdı. Ama gerçeklik belirttiğimiz gibidir, yaşam böyle kurulmuş. Yaşamın gerçekliği, diyalektiği budur. Bunu biz icat etmiyoruz, kendi gerçekliği olarak bizim dışımızda mevcuttur. Bize düşen bunu doğru anlamak ve onun gereklerine göre hareket etmek oluyor. O açıdan da yaşam gerçeğini doğru anlamak, onu güçlü karşılamak, örgütlü ve bilinçli yürütmek, özgür, iddialı ve iradeli yaşamak için tek güç kaynağımız tarih bilinci oluyor. Yaşamı doğru ve başarılı yaşayabilmek, mücadeleleri doğru ve başarılı yürütebilmek için bizi yaşam ve mücadeleye hazır kılan tek kaynak tarih bilincimizdir. O açıdan tarih bilincini önemsememiz lazım. Tarih bilimini önemsememiz, onu doğru ele almamız, bu bilimden yararlanmayı bilmemiz gerekli. Bir insan ya da toplum, tarih bilimini ne kadar etkili kullanabilirse, bu temelde tarih bilincini ne kadar güçlü çıkarabilirse günün olaylarını o kadar güçlü karşılar ve yarına da o kadar güçlü hazır olur. Yaşamı ve mücadeleyi başarıyla yürütür ve yönlendirir. Karşılaştığı olaylar karşısında neleri nasıl yapması gerektiği konusunda yaşam gerçeğine göre doğruya yakın, isabetli kararlar verir, yöntemler geliştirir, pratik yürütür. Neyi nasıl yapmak gerektiği konusundaki bilinç ve karar buradan çıkar. Yaşamın zorlukları karşısındaki direnç buradan oluşur. Yoksa karar gücü, direnç, iş yapma yetisi maddi değildir. Potansiyel olarak insan yapısında elbette vardır ama potansiyele sahip olmak yalnız başına bir şey ifade etmez, onu kullanabilmek önemlidir. Bunu yapabilmek de işte bilinçle, bilincin ve düşüncenin gücüyle oluyor. Eğer potansiyeli nerede ve nasıl kullanacağını bilemezse, bunun yol ve yöntemlerini yaratıcı bir biçimde geliştiremezse o zaman o potansiyel boş kalır. Yük olarak, kurumuş bir bölge olarak kalır. Açılmaz, yaşamsallaşmaz.

O açıdan bir, tarih bilimi bütün bilimlerin anasıdır. İnsanı yaşama hazırlayan temel güç kaynağıdır. Bugünü inşa etmesini, yarını güçlü karşılamasını sağlayan tek gerçekliktir. İki, tarih bilimi sadece kuru kronolojik bilgiler, çeşitli olayların kuru bilgi biçiminde öğrenilmesi değildir. Tersine, o bilgilerin neden-sonuç ilişkileri temelinde ve birbirleriyle bağ içerisinde değerlendirilerek benzer olaylar karşısında nasıl davranılacağı konusunda bunlardan ders çıkarmaktır. Yani tarih bilimi analiz etmeyi, yorum yapmayı, olaylardan sonuç çıkarmayı ifade ediyor. İnsanı, birey ve toplumu geleceğe hazırlayan en temel kuvvet de bu oluyor. Başka bir güç ve kuvvet alanımız yok. Bu gerçeği hepimiz çok iyi bilmeliyiz. Bu genel tarih için geçerli olan bir durum. İnsanlık tarihi açısından, ülke ve halk tarihimiz açısından böyledir. Parti ve mücadele tarihi açısından da böyledir tabii. Tarih bilincinin her türü önemli ve anlamlıdır. O bakımdan biz özgür geleceği güçlü bir biçimde öngörebilmek ve yaratabilmek için insanlık tarihinin derslerini çıkarabilmeliyiz. Bu bize daha büyük bir yaratıcılık verir. Olay ve olgular karşısında yaratıcı davranmayı, doğruya yakın kararlar verip etkili bir biçimde uygulamaya geçmemizi getirir. Aynı şekilde kendi halk, ülke ve Kürdistan tarihimizin bu biçimde bilinmesi, derslerinin güçlü bir biçimde çıkarılması önemlidir. Kendi ülke tarihimizdir, halk tarihimizdir. Daha fazla bizimle ilişkilidir. Dolayısıyla onlar bizim için daha çok öğretici, daha çok hazırlayıcıdır.

Parti ve mücadele tarihimiz ise tümüyle bizi ifade ediyor, bizim gerçeğimiz oluyor. Bizi başarıyla yaşar ve mücadele eder kılan tek kaynak budur. Çünkü bugüne kadar ayakta kalmayı, işleri başarıyla yürüterek bir şeyler yaratmayı ifade ediyor. Bu bakımdan kendi gerçeğimiz, Parti ve mücadele tarihimizdir. Bu tarihi yaratan ve yürüten Önderlik gerçeğimizdir. O halde bizim bunları doğru anlamamız ve öğrenmemiz gereklidir. Yoldaşlar şunu bilmeli, yarın öbür gün yaşam ve mücadele içinde karşılaşacakları olayların çözümünü tüm biçimleriyle bir eğitim devresinden edinemezler. Sadece onları nasıl çözecekleri ve karşılayacakları yönünde bir perspektif edinirler. Bu perspektifse genelde insanlığın ve halkımızın tarih derslerinden, Parti ve mücadele derslerimizden oluşur. Başka bir yerden de perspektif edinemeyiz. Filan olay nasıl olmuş, nereden kaynaklanıp nasıl çözülmüş, ezberleyip tekrarlayalım denilemez. Çünkü tarih tekerrürden ibaret değildir. Olaylar tekrarlanmıyor. Kuşkusuz benzerlikler vardır. Bu benzerliklerden dolayı insanlar çoğu zaman tarihin tekerrür olduğunu sanıyor, olayların tekrarlandığını düşünüyorlar. Bu kesinlikle doğru değildir. Tekerrür olmadığı için de bir olayın nasıl çözüldüğü ezberlenip olduğu gibi diğer olaylara uygulanamaz. Ezberci olmamak, anlamak ve yorumlayabilmek gereklidir. Diğer yandan ise olaylar birbirine kuşkusuz benzerdir. Benzerlikler olduğu için de, bir olayın nasıl doğru karşılandığına dair bir perspektif edinir ve bir de yaratıcı yaklaşırsan karşılaştığın her olayı çözebilirsin. Ona doğru yaklaşabilir, onun çözüm yol ve yöntemlerini doğru bulabilirsin. Olayı çözebilir, o halde yaşamda da, mücadelede de başarılı olursun. Yaşam ve mücadelede bireyin başarılı olmasının sırrı buradadır. Başka bir sır ve güç kaynağı yoktur. Hiçbir biçimde başka bir yerden güç kaynağı aramamız gereklidir. O nedenle de tarih bilincini bizi yaşam ve mücadele karşısında güçlü kılacak tek değer olarak görmeli ve bunu derinliğine edinmek için büyük çaba harcamalıyız. Tarihe bilimsel yaklaşmayı önemsemeliyiz. Bu temelde tarihi incelemeler ve araştırmalar yapmalıyız. Tarihi olayları öğrenmeli ve bir de yorumlayarak ondan dersler çıkarmayı bilmeliyiz. Bunu ne kadar güçlü yaparsak yaşam ve mücadeleye o kadar güçlü hazırlanmış ve dolayısıyla o kadar yaratıcı işler yapar hale gelmiş oluruz. Bu da bizi yaşamı başarıyla yürüten, devrimci görev ve sorumlulukları başarıyla yerine getiren bir militan yapar. Başka türlü başarılı insan, zafer kazanan militan olmanın yolu yöntemi kesinlikle yoktur.

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]