20/08/2017

Nerden Nereye Rojava

Rüzgâr tersine dönüyor, Kuzey Kürdistan (Bakur) devrimi Rojava’yı etkiliyor...

 

 

 

 

 

Erdal CEYLAN 

Bakur’da PKK öncülüğünde bir devrim başladı. Özellikle Amed zindan direnişi ve 15 Ağustos Atılımı Rojava üzerinde derin etkiler yarattı. Abdullah Öcalan’ın Rojava’ya geçmesiyle birlikte PKK kadroları da Rojava’ya geçti. Halkla ilişkileri gelişmişti. Yani PKK Rojava gündemine girmişti. Rojava’nın tarzı, diğer parçadaki hareketlere zekât anlamında yardım vermekti. Kim Kürtlük adına Rojava’ya gelse işte maddi yardımlardan ilerisi gelişmiyordu. 1975’ten sonrasıydı. Halk bu tür şeylere alışık değildi. Ve PKK de farklıydı.

KCK Önderliği Abdullah Öcalan’ın kitapları Arapça’ya çevrilmişti. Halkla toplantılar yapılmış, KCK Önderliği Abdullah Öcalan’nın fikirleri yavaş yavaş Rojava’da yayılmaya başlamıştı ve büyük bir etki yaratmıştı. Halk başlangıçta PKK’ye ‘dost’ oldu, sonra da katılmaya başladı. Sadece bir dost olarak veya yardımcı olarak değil tamamen ve doğrudan katılım oldu. Ve bu katılanlar, 15 Ağustos 1984‘ten sonra savaşmak için Bakur’a da gittiler. Abdullah Öcalan’ın felsefesini tanıyor, ona katılıyor ve savaşa gidiyorlardı. Bu büyük bir etki yaptı. Seyîd Riza’dan sonra Türk devleti Rojava ve Bakur arasında kopukluk yaratmıştı. Rojava duygusal anlamda Güney Kürdistan’daki savaşlara daha çok ilgi duyuyordu. Dêrsim İsyanı’ndan sonra ilk olarak Rojava gençleri PKK adı altında Bakur’a gidip savaşıyorlardı. Bu da Rojava da toplumsal anlamda büyük bir tartışmaya yol açmıştı. Tabii bu gençler açısından büyük ve devrimci bir adım ve karardı. İşgalciliğe, Kürdistan’ın parçalanmasına karşı bir tavırdı ve anlamı farklıydı. Rojava’da savaş tecrübesi öncelikle Bakur isyanlarıyla, Güney Kürdistan’daki savaşlarla (75 yenilgisi) vs. büyük bir inançsızlık yaratmıştı.

O dönemki kitlede en olumlu fikir şuydu: ‘Bu gençlerin hepsi öğrencidir, bu halleriyle devletlere karşı savaşamazlar, kendilerini öldürtecekler.’ Önceki tecrübelerin halk üzerindeki etkileri çok derindir. Kimsenin ilerde devrim olacak gibi bir umudu kalmamıştı. Halkın beyninde düşman yenilmezdi. Düşman o haliyle yer edinmişti beyinlerde. PKK kadrolarına “ne kadar fikir olsa da silahınız yok, arkanızda bir devlet yok” denilir. Ve bunu söyleyen en yakın duran insanlardır. Birçok insan da şüpheyle yaklaşır ve PKK’ye karşı ideolojik saldırılar gelişir. ‘Neden bu gençleri Kuzeye gönderiyorlar, Rojava’nın da gençlere, savaşçılara ihtiyacı var. Kuzeydeki Kürtler milyonlarca Rojava’daki bir milyon Kürt mü onları özgürleştirecek?’ şeklinde toplum içerisinde bir propaganda yapılır. Bu durumu kabul edenlerin sayısı çok azdır. Herkes sorgular. Bazıları da bunun kışkırtma olduğunu, PKK’nin bu gençleri Suriye hükümeti ile anlaşma yaparak buradan çıkarıp Bakur’a götürdüğünü, bunun PKK ile Suriye istihbaratının ortak çalışması olduğunu söyler.

Bir yandan Bakur’da hamle başlaması Rojava’da bir heyecan yaratmıştır. Rojava ve Bakur’un tarihi, coğrafi ve toplumsal bir bağı vardır. Ama bir yandan da büyük bir korku ve umutsuzluk vardır. PKK’ye ilk katılan gençlerin hepsi öğrencidir. Çünkü o dönemde herkes böyle bir kararı alamıyordur. PKK yenidir, silahlı savaş yeni başlamıştır, kendi ayakları üzerinde durur mu duramaz mı belli değildir. Bir yandan devlet bir yandan da diğer partiler, anti propaganda yapar ve halk da etkilenir. Rojava’nın ilk şehidi Firaz isminde bir gençtir. İlk katılan kişinin adı Ömer’dir. Ömer, 1985 yılında dağ kadrosuna katılmıştır. Sonra pek çok genç gitmiştir. Reşit 1988’de Garzan’da, Mustafa Cûdî’de şehadete ulaşmıştır. Sonra Rıfat ve Seydo Güneybatı Kürdistan’a geçip çatışmalarda şehit düşmüşlerdir.

Yaşanan kayıplar halk üzerinde büyük etki yaratır ve özellikle öğrencilerde büyük bir kararlılık ortaya çıkar. Öcalan, Lübnan’da Mahsum Korkmaz Akademisi’nde partiye katılan gençleri eğitir. 1988 yılına kadar Barzanî’ye yakın olan kitle yüzünü PKK’ye dönmeye başlar.

Birkaç Apocu Rojava’ya geldiğinde halkı yaşamıyla, kıyafetiyle, konuşmasıyla, oturuş kalkışlarıyla etkiler. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise binlerce Kürt genci yüzünü dağlara döner ve PKK Rojava’da kitleselleşmeye başlar. Binevş Egal bunlardan biridir. Rojava’daki ismi ile Saliha’dır. İlk defa bir Kürt kızı evinden ayrılıyor, buraya geliyor ve halkın arasındadır. Ta Avrupa’dan buraya gelen Saliha adındaki Êzidî kız Rojava’da tamamen bir şok etkisi yaratır. 

KCK Önderliği Abdullah Öcalan burada yirmi yıl çalışır, halkı ve gençleri eğitir. Binlerce kadro buraya gelir, halkın içinde çalışma yürütür. Sonra savaşır şehit düşerler. Öcalan buradaki halka adeta devrimi yaşatır. Aslında Rojava halkı asıl devrimi ilk olarak o dönemde yaşar. Efrîn, Kobanî ve Cezîre’nin önemli bir kısmı PKK sempatizanı olur. Rojava halkının yeniden savaşla teması gerçekleşir. Bu sefer Kuzey Kürdistan savaşı diye tanımlanır ancak sonra anlaşılır ki öyle değildir. Burada bir savaş olmamıştır, ama sağlam bir cephe görevi görmüştür. Yapılan çalışmalar daha çok toplumsal ve propaganda çalışmalarıdır. Toplantılar olur, Arapça dilinde Dengê Kurdistan dergisi, afişler, şehit resimleri, gazete dağıtılır. Yardımlar toplanır. Rojava’da toplanan yardımlar o zaman için çok büyük önemdedir.

Adana Anlaşması Kürdistan üzerinde uygulanan işgalciliğin daha iyi anlaşılması açısından çok önemlidir. Bu antlaşma komplonun bir parçasıdır. Anlaşma Kürtleri ve Kürdistan devrimini tasfiye amaçlı yapılır. O zamana kadar KCK Önderliği Abdullah Öcalan Rojava’dadır. Rojava, savaşın ve Kürdistan devriminin karargâhıdır. Rojava yaptığı serhildanlarla, kampanyalarla, heyecanıyla Bakur’a moral kaynağı olur. Ekonomik olarak Rojava esasi bir sahadır, bütün gerillanın kullandığı bir kapı gibidir. Adana antlaşmasıyla Öcalan Rojava’dan çıktıktan sonra Rojava’yı tasfiye ederlerse Bakur karargâhız ve geri cephesiz kalacak planları yapılır. Bu anlaşmanın amacı devrimi öncelikle Rojava sahasında tasfiye edebilmektir.

Hafız Esad ilk dönemlerde Kürtleri karşısına direkt alan politika yerine, daha yumuşak bir politika tercih etse de Öcalan’ın buradan çıkmasıyla birlikte yumuşak asimile ve Araplaştırma politikası artık gerçek yüzünü göstererek saldırı ve katliamlara dönüşür. 12 Mart’da Qamişlo’da, Deir az-Zour futbol takımı maçında halka yönelik büyük bir saldırı gerçekleşir. Rejim, istihbarat ve Arap milliyetçileri tarafından planlanan saldırıda insanlar ölmüş ve bunun ardından Rojava kentlerinde ayaklanmalar başlamıştır. Kürtlere uygulanan politika farklıdır, 12 Mart 2004 bunun dönüm noktasıdır. Adana Antlaşması’ndan sonra artık Suriye’de böyle bir çerçevede politikasını yürüttü. Böyle bir katliam üzerine ayaklanma oldu ve bu ayaklanmalara karşı yeniden katliamlar oldu. Yüzlerce PKK sempatizanı, Kürt yurtseveri yakalandı, işkencelerden geçirildi. Artık öyle bir zemin oluştu ki PKK’nin Rojava’da çalışma yürütmesi Bakur’dan daha zor hâle geldi.

2004’ten sonraki süreç Kürtler ve Suriye halkı için zor bir süreçti. Pek çok anti demokratik uygulama, baskı, işkence dolu yıllar yaşandı. Bu yıllar ‘Halkların Baharı’ denilen Ortadoğu’daki ayaklanma sürecine kadar devam etti. Her yerde, mevcut sistemi kabul etmeyen pek çok hareket açığa çıktı. Yüz yıllık sistem çatırdıyordu. Bu kargaşa sürecinde KCK Önderliği Abdullah Öcalan’ın yıllardır Rojava’da yürüttüğü çalışmaların meyvesi kısa sürede görünmeye başladı. Herkes çatışma ve savaşla bir şeyler kapmaya çalışırken Rojava’da dünya halklarına örnek olabilecek bir sistem kurma çalışması başladı. Herkes bir taraf bulup kendini dayayıp bunun üzerinden siyaset yapmaya çalışırken Rojava’daki Kürt halkı diğer halklarla ortak bir sistem kurup üçüncü çizgi dedikleri çizgiyi esas alarak bir sistem kurmaya giriştiler.

Bu devrimin siyasi tarafları kadar askeri yönü incelemeye değerdir. Bu karmaşada şimdi tüm dünyanın gündeminde olan Halk Savunma Birlikleri (YPG) nasıl oluştu, bunun tarihsel altyapısını anlatmaya çalıştık. YPG, 2011’de kuruldu. Ancak YPG’nin bu kadar hızlı bir şekilde bu kadar büyük başarı sağlamasının altında KCK Önderliği Abdullah Öcalan’ın yirmi yıllık çalışması var. Örgütlenmiş bir halk gerçekliği ve daha da önemlisi Ortadoğu ve dünya sorunlarını analiz edebilen, bunlara çözüm üretebilen bir bakış açısı, bir ideoloji var.

Buradaki insanlar gidip devrime katılmasalardı ve bu açıdan bir inanç, umut oluşturmasaydı, büyük bir askeri ve ideolojik tecrübe oluşturmasaydı, diğer aşamaların gerçekleşmesi mümkün olmayabilirdi. Öcalan silahlı mücadelenin altyapısını oluşturdu, binlerce Rojavalı genci devrime kattı. Şehit düşen arkadaşlar bir inanç ve tecrübe oluşturdular.

Rojava’da yürütülen mücadele hem Kürdistan askeri tarihinde, hem de dünya devrim ve mücadele tarihinde yeni bir tecrübedir. İçerisinde yerel, Kürt, büyük bir sayıda Arap, Asuri, Süryani, Kürdistan’ın diğer parçalarından insanlar, farklı gruplar var. Örgütsel oluşumunda profesyonel ve amatör savaş bileşenleri var. Kürdistan’da ilk defa böyle askeri bir güç dağda değil, ovada oluşuyor. Silahlı güçler Kürdistan’ın üç parçasında da gücünü dağa yaslamıştır. Sırtını Kürdistan coğrafyasına yaslayarak örgütlenmişlerdir. Kürdistan tarihinde ilk defa ovada ordulaşma gelişiyor ve ovada savaş tecrübesi gelişiyor.

İlk defa Rojava Kürdistan’ında açık ve örgütlenmiş silahlı bir güç ortaya çıkıyor. Bu birçok açıdan bir ilktir. Kürdistan’da ve Ortadoğu’da ideolojik perspektif açısından nasıl adım atılacağı, nasıl başarılacağı ve ilk defa dağdan kopuk, Kürtlerin sayısının bu kadar az olduğu bir yerde kendini böylesine askeri bir güç haline getirmek konusunda gerekli dersler YPG tecrübesinde açığa çıkmaktadır. Bu sadece Rojava için değil Kürdistan’ın diğer parçaları için de ilginç bir tecrübedir. Hatta bütün Ortadoğu için de. Biliyoruz ki son yüzyılda Ortadoğu içerisinde buna benzer oluşan bütün ordular ulusal temeldedir. Ulus devlet fikri üzerinde geliştiler. Türklerin, İranlıların, Kürtlerin ve herkesin… YPG aynı zamanda günümüz pek çok silahlı gücünden de farklıdır. Bu kadar farklı bileşimden oluşan aynı zamanda hem siyasi hem de sosyal taban olarak farklı bir bileşimi vardır.

İlk defa Ortadoğu’da ulus devlet temelinde kurulmayan bir ordulaşma gelişiyor. Belki de önceden Arap, Türk ve Fars ordularında Kürtler ya da küçük Kürt grupları var, ama bu durum yine de bu gerçeği değiştirmez; bu oluşumlar ulus devlet esasına göre oluştular. Ortadoğu’da ilk defa bir ordu ulusalcı veya ulus devletçi bir esasta ortaya çıkmadı. Bir ulusun diğer ulusla, bir mezhebin diğer bir mezhep ile, bir bölgenin diğer bir bölgeyle savaştığı dönemde böylesine bir ordulaşma gerçekten de dikkat çekicidir. Hem Kürdistan tarihinde hem de Ortadoğu’ da yeni bir şeydir. YPG tecrübesi zihniyet, ideoloji, YPG’nin oluşturduğu siyasi perspektif ve YPG’nin örgütlenme biçimi, işleyişi açısından insanın çıkaracağı birçok ders bulunmaktadır. Birçok teoriye göre Rojava’da ordulaşmak ve devrim yapmak çok zordu. ‘En küçük parçadır, coğrafyası elverişsizdir ve devrimin gerçekleşeceği en son parçadır’ deniliyordu. Ama şu andaki ordulaşma gücü hem Suriye’de hem de bölgede, insanı düşündürüyor. Bu kadar dezavantaj olmasına rağmen bunun sırrı nedir? Rojava coğrafyası küçük, parçalı, ovalık yapıda, önceden askeri bir tecrübe yok, diğer uluslarla iç içedir. Bu felsefe ve tarihsel altyapıyla gün geçtikçe Ortadoğu’da gelişmekte büyümekte ve daha fazla inceleme gereği taşımaktadır.

Bu yazımız bu tartışma ve araştırmaların önünü açmak ve günümüzde yürüyen bazı tartışmalara kısa da olsa cevap verebilmek içindir.

Kutsamak ve Kutsanmak

Mansur kimdir? Enel Hak belirlemesi üzerine çok yorum yaptık, yapıyoruz ama Mansur gerçekten kim? Bir müşrik mi? Bir ermiş mi?

Endüstriyalizm Mutsuzluk Üretir

Şartlanmışçasına tüketimden kopamayan insanların üretimsizliği insanları mutsuzlaştırmakta ve mutsuzluk yaşamın bir olağanı haline gelmektedir...

Daha fazla bilinçlenmek, daha fazla mücadeleci olmak, daha fazla başarmak

Herhangi bir yerden bir şey beklemeden, öz irademiz ve halkımızın örgütlü iradesiyle mücadelemizi yükselterek Önderliğimize ve halkımıza dayatılan ideolojik, siyasi, askeri ve kültürel saldırıları...

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]