11/12/2017

PKK Savaşını Doğru Anlamak!

Bu anlamda silahlı olmak, bir de PKK ve Önderlik zihniyetiyle donanmış bir öncülükle bu silahı kullanabilmek en büyük gücü ortaya çıkarmıştır...

 

 

 

 

Duran KALKAN

Askeri alan, bizde olduğu gibi halklar ve insanlık açısından da birikimi olan bir alandır. Tekniğin ve bilimin gelişiminde önemli yeri olan bir alandır. Ondan uzak ve kopuk değildir. Bu bakımdan daha iyi tahlil edilebilecek, daha derinlikli anlaşılabilecek bir alan olarak görmek gerekiyor. Bizim açımızdan da büyük bir birikim oldu. Madem en çok bu işle uğraşılmış, o halde kafa yorulur ve incelenirse o dersler temelinde kişi kendisini eğitebilir, geliştirebilir. Buna imkân sunan bir alan konumudur da. Böyle yapılabilirse diğer bütün çalışmalar açısından eğitici ve yol gösterici bir alandır.

Askeri alanda tarz, taktik, anlayış bakımından çıkartılacak derslerin hepsi bütün mücadele alanları açısından geçerlidir. Tabii kuralları ve pratikleşme tarzı farklıdır, ama stratejik, taktik, pratikleşme olarak benzerdir. İdeolojik mücadele, askeri mücadele, siyasi mücadele, örgütsel mücadele, taktik, tarz ve strateji bakımından birbirini besleyen, güç katan alanlardır. Birbirinden kopuk alanlar değillerdir. İşlerin yapılışının özü aynıdır, fakat araçları farklılaşmaktadır. İnsanın araç kullanımı, işleri yürütüşü farklılık arz ediyor, ama özü aynıdır. Bu nedenle alanları bu yönüyle koparmamak gerekiyor.

İkincisi, birinden çıkan sonuçları bütününe aktarmak gerekiyor. Askeri alan diğer alanlardan yararlanabilir. Örneğin, zindan direnişinin pratiğinin derslerinden fazlasıyla yararlanabilir. Zaten gerilla bu pratiğin derslerinden yeterince yararlanabilseydi, geçmişte ve bugün birçok hatayı yapmayabilirdi. Askeri alan zindan direnişini heyecan, duygu, kararlılık, ruh olarak aldı ama akıl olarak çok fazla alamadı. Tersi de geçerlidir. Askeri alanın derslerinden de ideolojik alan, toplumsal alan yararlanabilir. İşin özü; buradaki kurallar o alanlar için de geçerlidir. Belli bir zaman kesiti içerisinde -genelde 40 yılı aşkın sürenin- mücadele derslerini çıkarmak gerekiyor. Bu alan hepsini kapsıyor. Daha somut olarak 31 yıldır, 15 Ağustos’tan bu yana süren savaş var, 38 yıldır PKK silah kullanıyor.

Bir ara “Bu silah ne olacak?” diye çok tartışılıyordu. Bırakılır mı, bırakılmaz mı? İyi güzelde! Silahın ele, nasıl alındığının hikâyesine kimse bakmıyor. Neden ele silah alındığını kimse görmek, anlamak istemiyor. Hâlbuki şimdiyi doğru belirlemek, başı doğru anlamakla çok çok bağlantılıdır. Biraz oraya bakabilselerdi, şimdi daha doğru anlayabilir, tartışabilir, görüş oluşturabilirlerdi. PKK gerçeğini de daha doğruya yakın anlayabilirlerdi. Fakat herkes kendi çıkarını düşünüyor, işin nedeni üzerinde durmuyorlar. Dünyada kapitalist modernite sistemiyle aşırı derecede maddileşmiş sonuçlarla ilgili bir zihniyet durumu var. Bu durum savaşa da silaha da aynı biçimde yansıyor. Silahı da yüzeysel bir biçimde değerlendirmeye çalışıyorlar. Sanki insanların canı sıkılmış da silah almışlar… Can sıkıntısıyla, kavga edip küsmeyle ilgili bir durum değildir. Ciddi tarihsel meselelerle ilgili bir olaydır. Bu bakımdan bu kadar kapsamlı bir pratiğin derslerini çıkarmak, tartışmak güncel siyaset açısından da çok çok önemlidir.

Neredeyse siyaseti getirip bu birkaç tüfeğe kilitleyenler var. Demek ki bundan korkuyorlar. Bunun hala rolü olmasa, siyaset üzerinde işlevsel olmasa bu kadar gündemde olmaz, tartışılmaz. Öyle olduğuna göre, demek ki bu silah denen araç hala etkili bir araçtır. İdeolojik ve siyasi mücadele bakımından da bu böyledir. Pratik durum, yaşanan politik tartışmalar bunu bize net olarak gösteriyor. O halde herkesten çok bizim doğru ve yeterli anlamaya ihtiyacımız vardır. Öyle olmazsa ve yeterince anlayamazsak bu tartışmalar içerisinde doğru rota tutturamayız. Herkesin bunu tartışmaya, anlamaya, buna göre tutum belirlemeye çalışırken, biz sahip olduğumuz değerleri doğru anlayamazsak ve onlara göre uygun davranamazsak o zaman siyasette de, ideolojide de kazanamayız.

Kendi elindeki gücü kullanmayan birisinin başarı elde edebilmesi mümkün değildir. Bu siyasetin temel kuralıdır. M. S. Gorbaçov bile siyaseti “imkânları kullanma sanatı” olarak tanımladı. Elindeki gücü, fırsatı, imkânı değerlendirme işidir. PKK açısından ele aldığımızda ise, elindeki güç ve imkân en çok nereden çıkıyor? Tabii ki silahından çıkıyor. Ortada bir sürü lidercik var. Bas bas bağırıyorlar, paraları var, “bizi dinleyin” diyorlar. Toplum niye onları dinlemiyor da PKK etrafında birleşiyor? Merkezinde yine silah vardır. Bu silahla yapılan işler bu toplumu bu hale getirdi, bilinçlendirdi, birleştirdi. Bir sürü güç söylüyor: “Biz de varız, sadece PKK Kürt örgütü değil, yalnız başına PKK ile sorun çözülmez, biz de muhatap alınmak istiyoruz” diye ortada bas bas bağıran epeyce insan var. Bunu söyleyenleri kimse fazla ciddiye almıyor, dinlemiyor, o sözler itibar görmüyor. Neden? Çünkü silahları yok da ondan. Silahı yoksa siyasi gücü de yoktur. Bu ortaya çıkıyor. Sözünün değeri ve anlamı yoktur.

Şimdi PKK dinleniyorsa, sözü değer ifade ediyorsa, Önderliğin Kürt sorununun demokratik çözümü için müzakere çağrısı yaptığında niyet beyanı olarak belirttiği “silahlı mücadelenin yerini siyasi mücadeleye bırakması” çağrısı sonrası Tayyip Erdoğan “hasretle bekliyorduk” dedi. Neredeyse patlamak üzereymiş! Açığa çıktı ki, karşıtını bu duruma getiren yegâne güç silahın gücüdür. Kuşkusuz onu doğru, yerinde kullanılması ayrı bir olaydır. Onları da bilmek lazım, ama silahın gücünü bizim herkesten fazla doğru anlamamız lazım. Mademki bu kadar güç sözümüzü dinlenir kılıyor, güç sahibi yapıyor. O halde bu güç nasıl ortaya çıktı? Ne anlama geliyor? Nasıl doğru kullanılır, rol oynar? Nasıl değerlendirilir? Gibi sorulara bizim herkesten fazla yeterli cevap oluşturmamız, herkesten çok bu sorular üzerinde yoğunlaşmamız şarttır. Yoksa kendi gücünün farkına varamayanın yapacağı bir şey olmayacağı gibi öyle birisinin yaşama şansı bile olmaz. Nasıl, neye dayanarak yaşayacak, nasıl gelişme yaratacak? Güç kaynaklarının farkında değilse, onları doğru ve etkili kullanamıyorsa başka yerden bir şey elde edemez.

Bu anlamda PKK gerçeğini doğru anlamak gereklidir. PKK’nin diğer örgütlerden farkını doğru görmek lazım. Bu hem hata yapmamak açısından hem de başarılı olmak, zafer kazanmak açısından geçerlidir. Zarar vermemek açısından da, kazandıran bir mensup olabilmek açısından da bu gerçekliğin doğru anlaşılması önemlidir. Bu noktada toplumda bir duyarlılık var. Onda hiçbir şüphemiz yok. Toplumun gerillaya, silaha yaklaşımı kutsallık düzeyindedir. Bilinçlendiren ve örgütleyen de bu güç olmuştur. Bunun dışında toplumu bilinçlendirebilen güç yoktur, olamazdı da.

Kürt toplumunu böyle bilinçli, örgütlü, birleşmiş, özgürlük amaçları için cesaret ve fedakârlıkla savaşan bir konuma ancak bu getirebilirdi. Başlangıçta bu bir iddiaydı, görüştü. Önder Apo’nun görüşüydü, iddiasıydı. Kimisi anlamamazlıktan geliyor, kimisi bu görüşü tehlikeli buluyordu. Halkı katliama götürecek tehlikeli görüş olduğunu ifade edenler vardı. Hatta bu görüşü ajan görüş olarak tanımlayanlar da var ve bunların hepsi sözde Kürt siyasetçileriydiler, sözde Kürt lideriydiler. Fakat bütün bunlara rağmen Önderlik iddialı bir biçimde bu görüşü ortaya koydu ve bugün doğruluğu kanıtlanan görüş, bu görüştür. Gerçeğin burada olduğu net bir biçimde açığa çıkmıştır, kanıtlanmıştır. Büyük bir öngörüydü. ‘Her aileden savaşçı çıkarsa Kürtler bilinçli ve birlik olur’ deniliyordu. Bunu iyi hatırlıyorum. Önderliksel duruş böyleydi. Tam öyle söylenmiyordu, ama hava oydu.

Çok zor da olsa böyle bir iddiada bulunan, görüş oluşturan, böyle bir görüşte karar kılan Önder Apoydu ve tarih bunu doğruladı. Şimdi herkes, bu düzeyde birlik haline geldiğimize hayret ediyor. Bu kadar cesaret ve fedakârlık nasıl oluştu? Bu oluşmuş düşünce ve birliği dağıtmak, eritmek için para pul döküyorlar, her şeyi yapıyorlar, ama bir milim geriye götüremiyorlar. Her türlü saldırganlığa, vahşete, faşizme karşı ayakta kalan güç de sadece bu güçtür. 2014 yılı bu konuda çok önemli bir kanıtlama yılı oldu. Gerçeklerin açığa çıkma yılı oldu. DAİŞ faşizmi karşısındaki duruş bu konuda çok nettir. O kadar imkânı olan, sayısı çok olan, teknik gücü fazla olan ordular hiçbir varlık gösteremediler. Dahası Kürtlükle bağlantılı bir durum da değildir. Milliyetçilik böyle göstermeye çalışıyor. Bazı televizyon kanalları bu konuda çok gayretli. O milliyetçilik kof bir söylemdir. Kürtlükle de bu işin bağlantılı olmadığını da KDP şahsında gördük.

O zaman bu durum neyle bağlantılıdır? Evet, silah önemlidir, bir güç kaynağıdır, ama yalnız başına bir değer de taşımamaktadır. Şimdi en az silahı olan, en eski silahı olan, en basit silahı olan PKK’dir, HPG ve diğer gerilla güçleridir. Herhalde bugünkü dünyanın dökümünü yapsak, PKK teknik bakımdan en zayıf olanı, güçsüz olanıdır. Çok büyük silahlarla donanmış değildir. Dünya atom bombalarının tehdidi altında, her an yok edilebilir. Birbirini defalarca yok edebilecek, hatta kendini yok edebilecek silahlarla donanmış ordular var. Buna rağmen DAİŞ saldırıları karşısında ayakta kalan PKK oldu, PKK gerillası oldu.

Şu konuda da yanılgı olunmamalı: Silah güçtür, doğru, ama yalnız başına da bir güç değildir. Bir de tehlikeli bir güçtür. Doğru ve yerinde kullanmazsan seni de yok edebilir. Sadece sana kazandırmaz, kaybettirebilir de. Bu denli tehlikeli bir güçtür. Silahı önemsemek ve önemini görmek lazım, ama onu her şeyin yerine de koymamak lazım. O önemin gerçekleşmesi silahı kullanan zihniyetle de, politikayla da bağlantılıdır. Bunun birinci sırada geldiği de söylenebilir. Anlamlı olan, sonuç verici olan da budur. Her iki durumu da geçen mücadele süreci içerisinde gördük. Kürdistan ve Ortadoğu pratiği bunları kanıtladı, PKK pratiği bunları kanıtlayan bir pratiktir. Silahsız ne söylesen de kimse seni dinlemiyor, ama silahı doğru ve yerinde kullanamazsan, silahı kullanacak güç değilsen, silahı başarıyla kullanacak bir zihniyete ve politikaya sahip değilsen, silahla iş yapmaya inanmıyorsan oradan da bir sonuç çıkmıyor, o durumda da silah bir başarı getirmiyor.

Silahı kullanan zihniyet, politika, vicdan, yürek çok çok önemlidir. Silahın sonuç alıcı güç haline gelmesinde, insanlığın yararına sonuç almasında, özellikle böyle bir kullanım çizgisi, zihniyet ve politikanın buradaki rolü çok daha belirleyicidir. Bu anlamda silahlı olmak, bir de PKK ve Önderlik zihniyetiyle donanmış bir öncülükle bu silahı kullanabilmek en büyük gücü ortaya çıkarmıştır. Öyle ki, PKK’ye ve Kürtlere kimsenin yapamadığını yapma imkânını verdi. Kimsenin başaramadığını başarttı. Dahası bu kadar zayıf bir konumda iken bile insanlığın savunucusu haline gelmesini sağlattı. Kürdün gücünü bu kadar arttırdı. Bugün dünyada en çok bu güçten söz ediliyor. DAİŞ karşısında Kürt direnişinin insanlık açısından, özgürlük açısından taşıdığı anlam, rol tartışılıyor ve böylece bütün dünyayı etkiler hale geldi, insanlığı korur hale geldi. 21. Yüzyıl Kürt yüzyılı olacak deniliyordu, o hale geldi. Kürtlerin yükselişe geçtiği bir yüzyıl, DAİŞ karşısında Rojava’da, Şengal’de, Başur’da gösterilen direniş Kürt toplumunu böyle bir düzeye taşıdı. Bu bir gerçektir.

Bu sonuçların nasıl ortaya çıktığını anlamak da önemlidir. Bize bu kadar güç katan olayları belirtiyoruz. Silahın doğru kullanılması kazandırıyor, hem de büyük kazandırıyor. Bu işten ne anlıyoruz? Doğru kullanmaya ne kadar yatkınız? Bu kadar rol oynuyor, Kürdistan’ı etkiledi, dünyayı etkiledi. Kürdistan’da son 40 yılda ortaya çıkan gelişmelerde etkili oldu. Bunda kimsenin kuşkusu yok. 40 yılın gelişmesinde, doğrudan ya da dolaylı olarak belirleyici güç PKK’dir. Bu 2014 yılında DAİŞ saldırısı karşısında Güney Kürdistan’ın içine düştüğü durumla bir kere daha çok somut ve net kanıtlandı. Demek ki bu işi her Kürt yapamıyor. Apocu zihniyetle donanan Kürt bu işi yapabiliyor. Bu, açığa çıktı ve kanıtlandı.

Peki, bunu ve kendi güç kaynağımızı biz ne kadar anladık? Ne kadar doğru kullanıyoruz ve başarıya yol açıyoruz? Bu etki düzeyini ne kadar görüyoruz? Bu soruların cevabı da önemlidir. Çünkü zihniyet durumu öyle ki bir günde de değişmiyor, sabahtan akşama değişebiliyor. Sabah bakıyorsun bir şey bütün dünya gündemini belirlemiş, akşam bakıyorsun onun karşıtı olan başka bir şey gündemi belirliyor. Bu kadar değişken bir ortamda var. Bu nedenle bu kadar zihniyetler üzerinde oynanan bir dünyada doğru düşünceye sahip olmak ve öyle bir düşüncede kalmak çok çok önem arz ediyor.

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 2

Tufan hikayesi, son buzul döneminin etkisinde olan bir hikâyedir, iktidarın beğenmediklerinin üstüne tufan gibi gitme bilinci var ve ...

Demokratik Uygarlık Arayışları; Peygamberlik Geleneği – 1

Urfa, Harran, Kudüs, Mekke, gibi yerler peygamberlik merkezleri olarak bilinir. Buralar farklı arayışların, yani etnisitenin ölmediği

9 Ocak Paris Katliamı ve TC-Fransa ittifakı

Paris katliamı kadınlarda, gençlikte bir bütün Kürt halkında öfke yarattı. Gösterilen mücadele tavrı, kırılma değil

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]