20/08/2017

AKP Kürt Siyasi Hareketini Tasfiye Ederek Kürt Sorununu Çözmek İstiyor

AKP tasfiye politikalarını gerçekleştiremediğinden şimdi bana, BDP'ye saldırmaya başlıyor. Öfkesinin nedeni, karşısında direnen tek gücün Kürtler olmasındandır.

 

 

 

Abdullah Öcalan
8 Haziran 2011

Urfa'da aslında büyük bir potansiyel var, dört aday bile seçilebilirdi. Urfa'yı iyi anlamak gerekir. Urfa tek başına bir ülke gibidir.  Urfa üzerinde oyunlar oynanıyor. Yapısı değiştirilmeye çalışılıyor. Urfa üzerinde oynanan oyunları iyi görmek gerekir. Orada buna göre bir siyaset tarzının belirlenmesi gerekir. Urfa'da toprak ve su üzerine politikalar üretiliyor, oyunlar oynanıyor. Urfa'nın verimli toprakları ve suyu boldur. Bu topraklara ve suya sahip çıkılmalıdır. Bu verimli topraklar ve suyundan dolayı bir çok kesimin gözü Urfa'nın üzerindedir. Araplar ve İsrailliler gelip Urfa'da toprak satın alıyor, yatırımlar yapıyor. Aynı şekilde Urfa'nın dinsel yapısından dolayı din üzerinden de oyunlar oynanmaya çalışılıyor. Bütün bunları görmek zorundayız. Aksi takdirde orada demokratik siyaset geliştirilemez. Urfa'nın bu anlamda kendisine ait bir demokratik örgütlenme çalışması olmalıdır.
Kimse benim söylediklerimi tekrarlamak zorunda değil, beni taklit etmek zorunda değil. Benimle uyumlu görünmek zorunda da değiller. Böyle bir görüntü verilmeye çalışılıyor, ancak bu doğru bir yaklaşım değil. 30 yıldır bu durum hep böyle gidiyor. Bütün yük benim omuzlarıma yükleniyor. Ben buradan herşeyi yüklenemem. Kandil'in koşulları ayrı, demokratik siyaset koşulları ayrı, benim koşullarım ayrıdır. Her birimiz farklı farklı koşullarda yaşıyoruz. Kandil ayrı bir kurumdur,  demokratik siyaset ayrı bir kurumdur, ben ayrı bir kurumum. Her kurum da kendi çözüm politikalarını kendi belirler ve bunları hayata geçirmeye çalışır. Ayrıca her üç kurum kendi kanallarını kendisi yaratabilir. Her kanal üzerinden görüşmeler yapılabilir. Kandil,  illegaldir, silahlı bir direniş örgütüdür, gerilla hareketidir. Politikasını da buna göre üretir. Kendi konumunu bu gerçekliğine göre belirler.  Demokratik siyaset kurumları ise ayrıdır, legal demokratik alanda mücadele ediyorlar. Politikalarını buna göre belirlemeli, diplomasilerini bu gerçekliğe göre yürütmeliler. Ben ise ayrı bir kurumum, koşullarım bellidir. Buradakiler de, heyettekiler de benim ayrı bir kurum olduğumu kabul ediyorlar. Bana buna göre yaklaşıyorlar. Koşullarmız farklıdır, dışarıdakiler özgürdür, ben mahkumum. Onların yapacakları ve benim yapabileceklerim farklıdır. Kimse benimle uyumlu olmak zorunda değil derken bunu kastediyorum. Herkes mevcut koşullarına göre hareket etmek zorundadır. Yürütülecek çalışmalar buna göre belirlenmelidir. Ben bu koşullarda bütün güçleri yüklenemem, pratik koşullara hakim değilim ve pratik önderlik de yapamam. Ayrıca burada ateşkesi de geliştirmiyorum. Yapmaya çalıştığım, kendi tecrübelerim, birikimim doğrultusunda demokratik anayasal çözüme katkıda bulunmaktır. Bütün bu iyi niyetli ve barışçıl çabalarıma rağmen bir Avrupa yetkilisi beni diktatörlükle suçluyor. Herşeyi otoriter bir şekilde elimde tuttuğumdan bahsediyor. Kürtler üzerinde otorite kurmaya çalıştığımdan söz ediyor. Bu koşullarda demokratik çözüm konusunda bu kadar çaba içerisinde olmamıza rağmen diktatörlükle itham edilmem kabul edilebilir değildir.
Bütün enerjimi demokratik anayasal çözüm temelinde harcıyorum,  burada bunun için çalışıyorum. Benim tutulduğum koşullarda bütün gelişmeleri kontrol etmem sözkonusu olamaz. Herkes kendi koşullarına göre hareket etmelidir. Olası gelişmelere karşı ne kadar hazırlıklılar? Kendi örgütsel durumlarını, gerçekliğini görerek, süreci nasıl göğüsleyeceklerine kendileri karar vermelidir. Kendilerini herhangi bir gelişme karşısında nasıl savunacaklar? Halkı, onları bekleyen tehlikeleri göğüsleyebilecekler mi? Bunların hesabını-kitabını kendileri yapacak, kararlarını kendileri alacak, kendileri uygulayacaktır.
Siyasette boşluk bırakılmamalıdır. Ben de burada kendi koşullarıma göre çalışmalarımı yürütüyorum, hareket ediyorum. Buradaki heyet de bunları kabul ederek, yani benim kurum olduğumu kabul ederek benimle görüşüyor. Ben burada mahkumum. Aslında durumum mahkumiyet de sayılamaz. Gladio'nun, Nato Gladiosunun operasyonuyla buraya getirildim. Dolayısıyla benim buradaki statüm hukuk dışıdır, rehine statüsüdür. Biliniyor rehineler bir şeyler karşılığında rehin tutulurlar. Rehin tutulanın gücü-konumu karşılığında istediklerini elde etmek için karşı taraftan bir şeylerin yerine getirilmesi istenir. Herkes benim bu statümün farkında olmalı. Burada hukuk yok, mahkemelerin nasıl yapıldığı biliniyor, burada bir tiyatro oynandı. Guantanamo'da tutulanlar da bir nevi rehine gibi tutuluyor. Orada tutulanlardan hukuk dışı yollarla bilgi alınmaya, onlardan yararlanılmaya çalışılıyor. Aslında burası da Amerika'nın Guantanamosundan önce düşünülmüş, hayata geçirilmiş bir yerdir. Ben de burada rehine olarak tutuluyorum. Rehinelerin başına ne gelir? Ya politik gücü-konumu karşılığında istenilenler yerine getirilir ve serbest bırakılır, ya rehin tutanların şartları yerine getirilmez ve rehine öldürülür ya da hiç bir şey yapılmaz, rehine çürütülür. Rehineliğin böyle iki-üç sonucu vardır. Ben burada çürütülmeme izin vermem.
Aslında Kürt sorununu da beni burada kullanarak kendilerine göre çözmek istediler. Ben bunun erken farkına vardım, izin vermedim. Legal siyaset üzerinden oynanan oyunlar da aynıdır, onlar üzerinde de oyunlar oynamaya çalıştılar. AKP, BDP'yi kendine bağlayıp, kuyrukçu konumuna düşürerek tasfiyeyi örmeye çalıştı. Ama bunu başaramadılar. AKP'nin BDP'ye öfkesi de bundan dolayıdır. Bu tasfiye politikalarına derinlikli yaklaşılırsa bunlar boşa çıkarılabilir. Yüzeysel yaklaşımlarla bu politikalar boşa çıkarılamaz, üstesinden gelinemez. Zaten mevcut siyaset tarzı da fukaracadır. O kadar darbe yenmesine rağmen hala anlaşılmıyor ama yavaş yavaş anlaşılacaktır. AKP bu tasfiye politikalarını gerçekleştiremediğinden şimdi bana, BDP'ye saldırmaya başlıyor. Öfkesinin nedeni, karşısında direnen tek gücün Kürtler olmasındandır. Zaten MHP ve CHP'nin içinde bulundukları durum da  AKP'ye karşı direnmeye müsait değil; geçiş sürecindeler, dizayn sürecindeler. Ancak demokratik siyaset güçlerinin durumu da oldukça zayıf, AKP de bunun farkında olarak bir boksör edasıyla yumruklarını sağa-sola savuruyor, gördüğü boşluklara yumruklarını savuruyor. Boşluk bırakılırsa darbelerin nereden geldiği bile anlaşılamaz. İşte yaygın tutuklamalar, gözaltılar bunun sonucudur.
Her gün yüzlerce kişi gözaltına alınıyor, halk korunmazsa daha da fazla alırlar, buna göre sahip çıkılmalıdır. Siyasilerin sorumluluğudur. Buna yanıt verilemedi. Halkı arkalarına alıp, her türlü operasyonlara karşı tutum alabilirlerdi. Önlem alınmazsa bunlar devam edecektir. Çeşitli komplolar kurarak, her siyasiye farklı yönelimler olabilir.  Bunlar karşısında ise demokratik siyaset tarzı güçlendirilerek, Tahrir gibi özgürlük meydanları yaratılabilir.
Direnme seçeneği bizim için yeni bir seçenek değil. Zaten yıllardır direniyoruz. Ben burada direniyorum, siyasetçiler dışarıda direniyor, gerilla dağda direniyor, yıllardır yaptığımız şey direnmek. AKP yıllardır benim üzerimden Kürt sorununu kendisine göre çözmeye çalıştı. Ben buna alet olmadım. Yine BDP'yi kendi yanına çekerek Kürtleri tasfiye etmeye de çalıştı. AKP Kürt siyasal hareketini tasfiye ederek Kürt sorununu kendisine göre çözmek istiyor. Zaten yaptıkları açıklamalarda da bunu, yani tasfiyeyi belirtmekten çekinmiyorlar. Erdoğan çılgın projelerden bahsediyor. Aslında en büyük çılgınlığı siyaseten Kürtlere yaklaşımıdır. Kürtlerin tasfiyesi konusunda çılgınlık yapacağa benziyor. Bu çılgın projelerini  bu kadar rahatlıkla ifade etmesinin nedeni de tekelci kapitalist sistemi arkasına almasından kaynaklıdır. Arkasındaki derin gücün farkında olduğu için bu kadar rahattır. Çılgın projelerle insanlarla adeta dalga geçiyor.
AKP sorunları çözmek istiyormuş gibi bir algı yaratıyor. TRT-Şeş ve Kürtçe kurslarla çözeceğini, Kürtlerin de bunu bir çözüm olarak kabul edeceğini zannetti. Fakat AKP çözüm partisi değildir. Kurulduğu günden beri Kürt hareketini tasfiye etmek istiyor. Kuruluş amaçlarından biri de budur. AKP 2002'den bu yana kendi cuntasını oluşturarak, bu cuntadan aldığı destekle Kürtleri tasfiye etmeye çalışıyor. ABD ile anlaşarak kendi cuntasını oluşturdu. ABD-AKP anlaşması sonucunda geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta yerine İslamcı milliyetçi cunta oluşturuldu. AKP böylece hegemonik iktidarını kuruyor. ABD de bu yeni cuntaya destek verdi. Zaten geçmişin ulusalcı-milliyetçi cuntası teşhir olmuştu, açığa çıkmış ve yıpranmıştı. Bu cuntayla işlerin yürümeyeceğini anlayan ABD, AKP ile birlikte İslamcı milliyetçi cuntayı oluşturdu. Tabi bunların hepsi ABD'nin bölgesel politikaları dahilindedir. Ortadoğu'daki politikaları üzerine kuruludur. Geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta döneminde ABD milliyetçilerle, Türkeşgillerle anlaşma dahilinde cuntayı oluşturup politikalarını yürütürken, şimdi de Fettullahçılarla anlaşarak İslamcı milliyetçi cuntayı oluşturdular. ABD geçmişte milliyetçilerle anlaşmıştı, şimdiyse Fettullahçılarla anlaşma içerisindedir. Biliyorsunuz Türkeşler 1952'de ABD'ye giderek orada eğitim gördü. Ve Türkiye'ye gelip ulusalcı milliyetçi cuntayı oluşturarak başına geçtiler. Geleneksel ulusalcı milliyetçi cunta tarihsel olarak İttihat Terakki milliyetçiliğine dayanır. O dönem İttihat Terakki karşısında Hürriyet ve İtilaf fırkası vardı. AKP de buna benziyor. 2000'lerin başına kadar ABD bu geleneksel cuntayla işlerini yürüttü. 2000'li yılların başında bu geleneksel cunta Ergenekon olarak ifadelendiriliyordu. Artık bunlarla işlerini yürütemeyeceklerini anladıklarında ise AKP ile birlikte yeni cuntayı oluşturdular. Geçmişte Türkeşlerle yapılan anlaşmanın daha etkili ve sonuç alıcı olanı 2004'te AKP ile ABD arasında yapıldı. Sonrasında 2007 Dolmabahçe toplantısıyla da AKP, Genelkurmay ile anlaşmaya gitti. Yeni İslamcı milliyetçi cunta süreci böyle geliştirildi. Bu yeni cunta sürecinde ABD Fettullahçılarla anlaşma halindedir, zaten o da Amerika'da yaşıyor. Zaman gazetesi de bu İslamcı milliyetçi cunta döneminin sözcülüğünü yapıyor. Bu gazete dikkatli takip edildiğinde bu görülmektedir. Dolayısıyla AKP'nin kuruluşunun amacı, Türkiye'nin köklü-temel sorunlarının çözümü değil, ABD ve İngiltere'nin Ortadoğu'daki bölgesel politikalarının hayata geçirilmesidir. AKP, çözüm için değil, ABD'nin politikalarını yeni boyutlarla sürdürmek için kurulan bir partidir. ABD geleneksel ulusalcı milliyetçi cuntayla tarihsel bir boşanma yaşadı. Artık bu cuntanın teşhir olduğunu ve bunlarla işlerini yürütemeyeceğini anladığında, bu sonuç ortaya çıktı. 2000'li yılların başındaki ulusalcı milliyetçi cuntanın dört darbe girişimine destek vermemesinin nedeni de budur.
AKP cuntası vardır! Yeni İslamcı milliyetçi cunta, ulusalcı milliyetçi cuntadan daha derin, daha tehlikeli ve daha örgütlüdür. Yapılanmaları daha güçlüdür. Bu cuntanın ABD ile anlaşması daha derindir. İşte AKP bu derin İslamcı milliyetçi cuntaya dayanıyor.
AKP, ABD-İngiltere'nin bölgesel politikalarına hizmet etmesi, onlara uyum sağlaması karşılığında iktidardadır. İşte Başbakan Libya'ya gidiyor, Kaddafi'den madalya alıyor, dostluk ilişkileri geliştiriyor, geliyor, sonra ortada bırakıyor. Suriye'de Esad'la kardeş oluyor, yoğun görüşmeler yapıyor, sonra Esad'ı yalnız bırakıyor. Afganistan'da ABD'ye yardım ediyor, Pakistan'la yıllara varan işbirliği geliştiriyor. Aslında Bin Ladin'in Pakistan'da öldürülmesi de bu bölgesel işbirliğinin, anlaşmanın sonucunda olmuştur. Bin Ladin'in yeri biliniyordu, kendisini kullandılar, işleri bittikten sonra da tasfiye ettiler. Ahmedinecad'ın da yakınlarda buna benzer bir açıklaması oldu: Bin Ladin'in uzun süreden beri ABD'nin kontrolünde olduğunu belirtiyordu. ABD bölgedeki politikalarıyla bölge ülkelerini kendine bağlıyor, politikalarına alet ediyor. Bu politikaları sonucunda İran'ın da hareket sahasını daraltıp kuşatacaklardır.
AKP Libya, Suriye, Afganistan, Pakistan'daki ABD politikalarına karşı gösterdiği uyum ve yaptığı katkılarla iktidarını sürdürüyor. AKP bölgede elliye yakın İslam ülkesinde ABD politikalarına hizmet ediyor. AKP, ABD'nin elli İslam ülkesindeki vekil örgütüdür. Tüm bu hizmetlerinin karşılığında ABD'den Kürtlerin tasfiyesinin icazetini almış durumdadır. ABD ve AKP Kürtler konusunda anlaşma içerisindedirler. AKP, Avrupa ile de ilişkilerini düzeltti, daha önce sorunları, çelişkileri  vardı. Onlarla da ilişkilerini düzeltti, şu anda bazı eleştiriler alsa da aralarında sorun yok. Bu konuda da rahatlamış durumdalar.
12 Eylül ve Evren konusuna da değinmek istiyorum: AKP, 12 Eylül ile, Kenan Evren ile hesaplaştığını söylüyor, kamuoyunda böyle bir algı yaratıyor. AKP'nin 12 Eylül'le hesaplaştığı filan yok.  Bunların hepsi tezgahtır, oyundur. Aslında Evren'in ifade vermesi daha önce hazırlanan bir senaryonun sonucudur. AKP, K. Evren'in zorla ifadesini almıyor, Evren, kendi isteğiyle ifadesini veriyor.
Bütün bu gelişmeler iyi görülmeden tasfiye politikalarının önüne geçilemez. Kandil de BDP de bunları iyi görmeli, değerlendirmelidir. Stratejik derinliğe dayalı bir bakış açısına sahip olunmalıdır.  Tekrar söylüyorum, benim çabalarım demokratik anayasal çözüme yöneliktir. Burada yaptığım görüşmeleri bu eksende yürütüyorum. Kandil de herkes de kendi koşullarına göre tavrını belirler. Benim söylediğim şeyleri yapmak zorunda değiller. Pratik konularda pratik önderliklerini kendileri yaratabilirler. Ben burada demokratik anayasal çözümü sağlamaya çalışıyorum. AKP'nin buna vereceği cevap önemlidir. AKP demokratik anayasal çözüme gelmezse, çözüm gelişmezse işin doğası gereği çatışma ortamı doğabilir. Bu durumda Kürtler demokratik özerklik temelinde kendi toplumsal inşalarını gerçekleştirebilirler. Buna da güçleri vardır. İkili hukuktan bahsediliyor, bunlar geliştirilebilir. Çözümün gelişmemesi durumunda ortaya çıkacak çatışma bir Türk-Kürt savaşı olmayacaktır; demokratik özerk güçlerin kuvvetleriyle AKP'nin hegemonik iktidar güçlerinin kuvvetleri arasında bir çatışma süreci başlayacaktır. Bu çatışma bütün Türkiye'de yaşanabilir. Ben bunları söylerken tehdit etmiyorum, deneyimime dayanarak sosyolojik bir tespit yapıyorum.
Ortaya çıkacak bu savaş AKP'nin, ABD ve Avrupa ile birlikte uyumlu bir şekilde yürüttüğü tekelci kapitalist sistem saldırılarına karşı demokratik özerk güçlerin ortak direnişi olacaktır. Bu azgın tekelci hegemonyaya karşı Kürtlerin, sosyalistlerin, çevrecilerin, feministlerin, değişik çevre ve grupların bir araya gelip geniş katılımlı, ortak bir mücadele alanı yaratmaları gerekiyor. Bu saldırgan tekelciliğin yürüttüğü politikalarla Türkiye yaşanmaz kılınıyor, kültürler, doğa, toprak, su katlediliyor. HES projeleriyle Anadolu sarıp sarmalandı, mahvedildi. Bu saldırgan tekelciliğe karşı Kürtlerin, sosyalistlerin, değişik kültür ve inançların bir araya gelip demokratik ulus esprisiyle örgütlenmeleri gerekiyor. Seçimlerden sonrası için bunun yolu çatı partisi girişimidir. Herkese bu konuda rol düşüyor. Herkes rolünü iyi oynamalıdır. Bizim çatı partisi girişimimiz demokratik ulus anlayışına dayanır. Önemli olan bu bloklaşmanın olmasıdır. Çok tarihi önemde bir çalışmadır. On yıl önce de söylemiştim ama çok anlaşılmadı. O zaman doğru bir şekilde hayata geçirilebilseydi, şimdi % 30'larda oy oranına sahipti. Bu blok oluşumu Türkiye'de, her yerde örgütlenebilir. Türkiye'nin temel sorunlarına duyarlı bir şekilde çalışmalarını yürütür. Demokratik-siyasal yöntemlerle demokratik anayasal çözümü zorlar.
Çatı partisi bunları yaparken, DTK da kendi varlığını sürdürecektir. DTK Kürtler içerisindeki çalışmalarını devam ettirebilir. Türkiye'deki, diğer parçalardaki Kürtlerin demokratikleşme, ulusal birliği sağlama çalışmalarını yürütebilir. Zaten ulusal konferans çalışmaları yürütülüyor. Kürtlerin kendi içindeki sosyal, siyasal, ekonomik, bütün meseleleriyle ilgilenir, projeler üretebilir. Ayrıca DTK Kürtlerin demokratik özerklik anayasası çalışmasını da yürütebilir. Demokratik özerklik anayasası oluşturulabilir. Bu demokratik özerklik anayasasının genel anayasaya uyarlanması, uygun olması sağlanabilir. Kürtler arası birlik çalışmaları da önemlidir, bu çalışmalara yer verilebilir. Yine olası çatışmalı durumlarda DTK devlet ile Kürtler arasında arabuluculuk rolünü yerine getirir, etkin çalışmalar yürütebilir. Bayram Bozyellerin, Ş. Elçilerin DTK'da aktif görev almaları, temsiliyetleri önemlidir, onlara da selamlarımı iletiyorum.
Önemle belirtiyorum; ben burada tecrübelerim, olanaklarım ölçüsünde uygun gördüğüm, Kürt sorununun demokratik anayasal çözümü için çalışıyorum. Heyetle görüşmelerimi bu amaçla yapıyorum. 15 Haziran öncesi son bir defa heyetle görüşmemiz olacaktı. Şu an itibariyle görüşmedik. Belki görüşme olur, belki de bir daha hiç gelmezler. Bunları bekleyip göreceğiz. Gelirlerse benim daha önceki önerilerime olumlu-olumsuz bir cevap verecekler. Ben daha önce kendilerine 156 sayfalık yol haritası çalışmamın çok net, açık bir özetini sunmuştum. Orada pratik önerilerimi sunmuştum. Yine daha önceleri de sorunun demokratik anayasal çözümünün nasıl gelişeceği yönünde yazılı, sözlü açıklamalarım oldu. Son savunmamda da bu konuları ayrıntılı işlemiştim.
Az-çok sürecin karakteri belli oldu. Benim açımdan AKP'nin kendi hegemonik inşasını sağlamaya çalıştığı nettir. AKP Kürtleri tasfiye etmek istiyor. Kürt tasfiyesi konusunda Türkiye'de değişen bir şey yoktur. AKP öncesi CHP ve MHP öncülüğündeki ulusalcı milliyetçi hegemonya Kürtleri bitirmeye çalıştı. Şimdi de AKP öncülüğündeki İslamcı milliyetçi hegemonya Kürt tasfiyesini geliştirmeye çalışıyor. Bu anlamda değişen hiçbir şey yoktur Türkiye'de. AKP bu tasfiye politikasını uygularken sahte dincilik yapıyor, dincilik maskesini kullanıyor. Aslında AKP'nin dinle de alakası yoktur. CHP'nin ulusalcı maskesi, MHP'nin milliyetçi maskesi, AKP'nin de İslamcı maskesi vardır. Bu üç parti de bu maskelerin arkasına saklanarak kirli politikalarını hayata geçiriyorlar. Biz AKP'nin bu İslamcı maskesini düşürdüğümüz için biraz da öfkeli. Son dönemlerde bana, BDP'ye, Kürt hareketine saldırıyor, bizleri karalıyor. Bu saldırının temelinde de duyduğu bu rahatsızlık vardır.
Bizim kimsenin inancıyla bir sorunumuz yoktur. İnançlara oldukça saygılıyız, değer veriyoruz. Değer verdiğimiz için AKP'nin sahte İslamcı anlayışını kabul etmiyoruz ve buna karşı mücadele yürütüyoruz. Biz Medine İslamiyetini önemsiyoruz. Medine İslamiyetinin doğru bir İslam anlayışı olduğunu savunuyoruz. Müslümanlar Medine'ye ilk geldiğinde önceleri camiler yoktu. O dönem Medine'deki Müslümanlar önce hurma ağaçlarının gölgesinde, sonra yaptıkları damların altında, sonrasında da mescitlerde dönemin toplumsal sorunlarını tartışıp, bu sorunlara çözüm üretmeye çalışmışlardır. Sürekli kendi içlerinde tartışma, sorunlara çözüm bulma, aşiret sorunlarıyla ilgilenme, barış arayışında olmuşlardır. Medine İslamı budur. Medine İslamı toplumsal İslamdır, sosyal İslamdır. Dayanışmacıdır. Biz Medine İslamını kabul ediyoruz ve bunun gerçek İslam olduğunu düşünüyoruz.
AKP'nin İslam anlayışı ise iktidar İslamıdır; Muaviye, Emevi İslamıdır. Biz bu iktidarcı İslam anlayışına karşıyız. İslam Devrimi, dönemi itibariyle sosyal bir devrimdir. Toplumda ilerleme sağlamıştır. Biz toplumsal İslamı iktidar İslamına tercih ediyoruz. Yapmaya çalıştığımız bu anlamda İslamın güncelleştirilmesidir. Halkımız böyle görmelidir. Ayrıca Kürtçe ezan gibi şeyler doğru değildir. Önemli olan İslamın özüdür. Biz bu özle ilgiliyiz.  
Bu temelde Hizbullah, Mustazaf-Der, Mazlum-Der gibi tüm İslami çevrelere sesleniyorum: Bizim kendilerinin inancıyla bir problemimiz olamaz, tam tersi onların inancına saygılıyız, değer veriyoruz. Bu sahte İslamcılığa öfkemiz de, gerçek İslama değer verdiğimizdendir. Bu çevreler kendilerini sahte İslamcılara kullandırtmamalıdırlar. İçlerinde kendi dinine, inancına bağlı, aynı zamanda dürüst insanlar olduğunu biliyorum. Ama bu samimiyetlerinden, dürüstlüklerinden dolayı kullanılanlar oluyor. Geçmişte Hizbullah böyle kullanıldı. Jitem'in onları nasıl kullandığı biliniyor. Zamanla bu konuda bir çok itiraf da yapıldı. Hizbullah'ın içinde de samimi, dürüst insanlar vardı ve bu samimi kesimin tamamı kulanıldı geçmişte ve on bin insan hayatını kaybetti. O yüzden uyanık olmalıdırlar. Gelişebilecek yeni bir çatışma sürecinde geçmişte olduğu gibi bugün de AKP kendilerini kullanmaya çalışabilir. Bu kirli oyunlara alet olmamalıdırlar. Geçmişte olundu ve bu binlerce insanın hayatına mal oldu. Bu çok tehikeli bir durumdur, bizi anlamalıdırlar. Karşılıklı ölümler durdurulmalıdır. Ben bir tehlikenin varlığına işaret ediyorum. Kendilerine ilişkin bu kaygılarımı samimi bir şekilde paylaşmak istiyorum. Ayrıca bahsettiğim bu çevreler DTK'ya da gidebilirler, kendilerini DTK'da ifade edebilirler, DTK çalışmalarına katkıda bulunabilirler. Buradan hepsine çağrı yapıyorum ve tek tek hepsine selamlarımı iletiyorum.
AKP Kürt siyasi hareketini tasfiye ederek Kürt sorununu çözmek istiyor. Bu amaçla da her türlü operasyonu yapıyor, gözaltına alıyor, tutukluyor, öldürüyor. Geçmişte bu işler Genelkurmay, ordu eliyle yapılıyordu, AKP döneminde ise daha çok polis eliyle yaptırılıyor. Son bir ayda KCK, Kandil elli kayıp verdi. Hakkari'de PKK'nin infaz ettiği iddia edilen bir imama karşı dokuz köylü ve dokuz gerillayı katlederek cevap veriyor. Yani bir kişiye karşı yirmi kişiyi öldürerek karşılık veriyor. AKP bu konuda oldukça acımasızdır, gözünü karartmıştır. Demokratik anayasal çözümün gelişmemesi durumunda saldırıları daha da artacaktır. Herkes bu konuda uyanık olmalıdır. Böylesi topyekün bir yönelimde meşru savunma esastır. Kulakların kesildiğinden, gözlerin oyulduğundan, kimyasal silah kullanıldığından bahsediliyor. AKP bunları tek başına yapmıyor. Tekelci kapitalist sisteme hizmeti karşılığında teknik yardım dahil bir çok yardım alıyor.
Kimse kendini kurbanlık koyun konumuna düşürmemelidir. Ben geçmişten bu yana, otuz yıldır bu tartışmaları yürüttüm. Çok uğraştık ama bana olan dogmatik yaklaşımları kıramadık. Ben de bir insanım. Beni kimse tabulaştırmasın, ilişkilerimiz gayet normal olmalıdır. Eski arkadaşların hepsi fedakardırlar, benden de fedakar, yiğit ve cesurdurlar. Hatırlarım, hiç durmuyorlardı, çok çalışıyorlardı. Böyle bakıyordum onlara, hiç yerlerinde durmuyorlardı, emek veriyorlardı. Ben onlar kadar yiğit değilim. Ancak tek başına bu özelliklerle ne gerillacılık yapılabilir ne de demokratik siyaset yapılabilir. Stratejik derinlik olmalıdır, ideolojik, örgütlü bir duruş olmalıdır. Bunlar olmadan tek başına fedakarlıkla, dürüstlükle bu sorunların altından kalkılamaz.
Ben mevcut gerillacılık tarzını da yıllardır eleştiriyorum. Gerillacılık yapmaya karar veren, kendi bilincini, zihnini ona göre hazırlamalıdır. Bu konularda kendini sağlamlaştırmadan, kararlaşmadan, yeterince hazırlamadan silah omza atılmamalıdır. Yoksa iki gün dahi gerilla koşullarına katlanamaz, kaçar gider ve zarar verir. Örgüt yaratmak, o örgütü canlı tutmak derinlikli bir yaklaşım gerektirir. Kendi pratik koşullarına göre hareket etmeli, yaşamlarını ona göre kurmalıdırlar. Ben de burada yaşamımı cezaevi koşullarına göre düzenliyorum. Burada dışarıdaymışım gibi yaşamıyorum. Gerillacılık yapan 24 saat gerilla olduğunu unutmaz. Sadece fedakarlıkla yürünemez. Yine tek başına bireysel yiğitlikle de mücadele yürütülemez, büyüyemez. Bunun için sağlam bir ideoloji, sağlam örgütlülükler yaratılmalıdır. İdeolojin, örgütlülüğün olmasa, tek başına yiğitlik, fedakarlık bir şey ifade etmez. Devrimci mücadele ve gerilla mücadelesi ancak böyle yürütülebilir.
Demokratik siyaset zemininde de öyle tek başına iyilik, dürüstlükle yol alınamaz. Bu alana göre yoğunlaşılmalı, derinleşilmeli, örgütlenme gücü geliştirilmelidir. Herkes kendi görevini, devrimci mücadelesini layıkıyla yürütmelidir. Aksi takdirde tehlike büyüktür. Bütün kazanımlar ellerinden alınabilir. Kapsamlı bir yönelim içerisine girebilirler. Bu tehlike sadece bizim için, Türkiye'deki Kürtler için geçerli değildir, Barzani-Talabani için de geçerlidir. Güney'de kurulan henüz devlet bile değildir, devletçiktir hatta devletçik bile değildir, beylik düzeyindedir. Zaten küçük bir yere sıkıştırılmışlardır. Onları da 24 saatte bitirmek isteyebilirler. Buna engel olmak da zordur. Bu nedenle ulusal birlik çerçevesindeki çalışmalar hızlandırılmalı, ilişkiler geliştirilmelidir.
ABD'nin PKK imajı bellidir. Bunu 2004'lerde gösterdiler. PKK içinde ayrılan bazılarını kullanarak PKK'yi kendilerine bağlamaya, kendilerine bağlı bir örgüt haline getirmeye çalıştılar. Bu tipler de bu oyunlara geldi ve bazı insanlar PKK'den bunun sonucunda ayrıldı. Ancak PKK'yi tamamen bitirmeyi, etkisizleştirmeyi başaramadılar. Tekrar bu tür oyunları oynayacaklardır, bu tür girişimleri ileride de olacaktır. PKK'yi kendine çekme, kendi örgütü haline getirme, BDP'yi kuyrukçu yapma, beni de burada rehine koşullarında tutarak kullanma yoluyla kendilerine ait bir çözüme alet etmeye çalıştılar, çalışacaklar. Bu oyunlar karşısında sağlam bir örgütlülük kurulmalıdır. Ancak böyle başedilir bu oyunlarla.
Sonuç olarak, PKK'siz, bensiz bir çözüm arayışındadırlar. Biz ise bunlara rağmen demokratik barışçıl çözümü geliştirmeye çalışıyoruz. Geçmişte demokratik barışçıl çözüme şans vermek için gerillayı sınır dışına da çektik. Ancak bu sınır dışına çekilme tam istediğimiz gibi olmadı. O dönem Ecevit dönemiydi. 2002'de burada benimle görüşen askeri yetkililerden biri bana “Kendinizi kabul ettirmek istiyorsanız daha fazla savaşmalısınız” diyordu. Zaten onların geri çekilmeden haberi yoktu, bunu duyduklarında da şaşırmışlardı. Biz onlardan habersiz attık bu adımı. Demokratik barışçıl çözüme şans vermek için güçlerimizi sınır dışına çektik. Acı kayıplar da verdik. Ecevit döneminin olmasının da etkisi vardı bu kararı vermemizde. Ecevit bazı gelişmeler kaydetti, barışçıl çözüme hazır görünüyordu. Böyle bir riski alacak gibiydi ancak daha sonraki süreçte MHP-Bahçeli engeline takıldı. Aşamadı bu engeli, sonrasında da biliniyor, AKP iktidara geldi ve biz 2004'lere kadar AKP'ye şans verdik. İki-üç yıl da öyle geçmiş oldu. Aslında biz o dönem AKP'yi iyi okuyamadık. AKP'ye yanılgılı yaklaşımlarımız oldu, yanlış tespitler yaptık. Yine de bunlara rağmen 2005'te bu sürecin önüne geçmeye çalıştım. Daha fazla alet olmadım. Ama bu dönemde yine haberler geldi, bunları dinledim, değerlendirdim. O dönemde bu çağrılara karşılık vermeye çalıştık. Böylece açılan bu yeni süreç bugünlere kadar geldi, devam etti, halen o süreci yaşıyoruz. Şimdi önümüzde demokratik anayasal çözüm seçeneği ya da demokratik özerklik temelinde kendi yürüyüşünü gerçekleştirme, kendi kaderini belirleme seçeneği var. Bizim demokratik özerklik talebimiz hukuki bir taleptir. Bunun hukukta yeri vardır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında da bu hususlar düzenlenmiş, Erdoğan zaten bunun böyle olduğunu bilir. Özerklik taleplerinin burada da karşılığı var. Avrupa özerklik şartı bizim taleplerimizle birlikte Türkiye'de yaşam bulur.
Kürtlerle devlet arasındaki ilişki boşanma hali gibidir. Yaratacağımız yeni birliktelik ise özgür bir evlilik olmalıdır. Bu yönüyle bir nevi kadın sorunu gibidir. Kürtler ve devlet arasındaki ilişki ve mücadele, kadın-erkek arasındaki özgür birliktelik, eşit ilişki mücadelesi gibidir.
 Önümüzdeki günler tarihi günlerdir. Türkiye'de ve bölgede Kürtlerin demokrasi ve özgürlük mücadelesi zaferle sonuçlanırsa,  bu zafer ilk çağdaki toplumsal devrimin devasa, muazzam sonuçlarının bir benzerini yaratacaktır.
Suriye'de de demokratik birlik temelinde Kürtler mücadelelerini yürütebilirler. Emperyalist saldırılara karşı öz savunma gücü oluşturulabilir. Bu güç kendilerine, Esad'a  karşı değil, emperyalist saldırılara karşı bir güç olacaktır. Kürtler bu güçlerini yaratırken karşıtlık temelinde değil, uzlaşma-diyalog temelinde görüşmeler yürütebilirler. İran ve Irak'taki halkımızı da selamlıyorum. Kendi demokratik ulus birliklerini sağlamaları gerektiğini düşünüyorum. Yine Avrupa'ya selamlarımı iletiyorum. Avrupa'daki basına, TV çalışanlarına başarılar diliyorum.
Birkaç gün sonra yapılacak seçimler tarihi niteliktedir. Tüm halkımızın ve demokrat, sosyalist ve devrimci kesimlerin bu seçimlerdeki tarihi rollerini layıkıyla yerine getireceklerine inancım tamdır. Halkımız oylarına sahip çıkacaktır. Seçim çalışması yürüten tüm alanları, halkımızı, blok adaylarını selamlıyorum, mücadelelerinde başarılar diliyorum. Dersim'i selamlıyorum. Urfa, Ağrı, Dersim olmak üzere tüm halkımızı selamlıyorum. Vedat Türkali'nin söylediklerinden haberim var, kendisine özel sevgi ve selamlarımı gönderiyorum.

Demokratik Anayasal Çözüm Gelişmezse Halkın Direnme Hakkı Vardır!

Başbakan bir çağrı yapabilir; “biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz” derse, bir haftada hallederiz.

Son Savunmam Ortadoğu'nun Kurtuluş Manifestosudur

Barış Konseyi'nin kurulması, atılması gereken ve atılacak en önemli somut adımdır. Barış Konseyi, mutlaka kurulmalıdır.

Önümüzde İki Yol Var: Demokratik Anayasal Çözüm ile Devrimci Halk Savaşı

AKP çözüme yanaşmıyor. Hükümet Kürtlere karşı çok acımasızca hukuku, kanunları devreye koyarak onları tasfiye etmeye çalışıyor.

2017 © Partiya Karkerên Kurdistan (PKK)
[[email protected]]